Bu topraklarda yaşamak zordur. Ekonomisiyle, siyasetiyle, acımasız doğa ve yaşam koşullarıyla var olmak, ayakta durmak her insan için başlı başına büyük bir mücadeledir. Ama erkek olmak, doğduğu günden itibaren daha ağır bir yük verir bu coğrafyanın insanına. “Canım oğlum, biricik oğlum” diye kucaklanan çocuklar gün gelir ateşlerin içine atılırlar.
Bizim erkeklerimiz daha bebekken silahla oynamayı öğrenirler. “Sen erkeksin, ağlamazsın, sen güçlüsün” sözleriyle büyürler, büyütülürler… Annelerinin aslan oğlu, babalarının soyunun devamıdırlar. Erkek adamın erkek oğlu olur bu topraklarda.
Mayın tarlasına benzeyen bu ülkede yaşam her gün kötü sürprizlerle doludur. Bir doğal afet almazsa canını, depremde göçük altında kalmaz, selde sular sürüklemez, üzerine çığ düşmezse, trafik kazaları ve terörden de uzak kalabilirse, askerlik yaşını bulur erkeklerimiz. Okusun ya da okumasın gün gelir hiç bilmedikleri bir yerde, hiç bilmedikleri bir savaşın kahramanı olurlar… Daha önce sadece oyuncak silah tutan eller, tanımadıkları insanlara gerçek silahlar doğrulturlar. Asker olmama; “ben hümanistim” deme şansları yoktur. Askerlik yan gelip yatma yeri değildir çünkü. Şarkılarla, türkülerle, “en büyük asker bizim asker” sözleriyle; düğüne, bayrama gider gibi uğurlanırlar doğunun ücra bir köşesine. Hiç terlememiş bıyıklarıyla, sevdalanmamış yürekleriyle, gerçekleşmemiş hayalleriyle onlardan şehit olmaları beklenir. Bir gün, gazetelerin baş sayfalarında resimlerini, isimlerini görürüz. Tamamlanmamış hayatlarında ne umutlar saklıdır bilemeyiz. Hiçbir zaman öğrenemeyiz de. “Şehitler ölmez” diye çığlıklar atarız, sloganların arkasına sığınır, yok olan yaşamlarına değer biçeriz.
Oysa hepimiz çok iyi biliriz, ölüdür şehitler. Adı Mehmet, Ahmet ya da Hüseyin olsun, üç beş gün sonra bir rakamdan ibaret olacaktır her biri. Fidan gibi delikanlılardan geriye buz gibi bedenler kalacaktır.
Oldu da askerliğini sağ salim bitirdi; iş bulma mücadelesinden alnının akıyla çıktı diyelim, başka tehlikeler bekler erkeklerimizi. Ailenin reisi onlardır. Ne iş olsa yapmak zorundadırlar. Madenlerde, tersanelerde çalışırlar. Bu defa isimleri güvenliksiz çalışma koşulları yüzünden ölenler listesinde yer alır. Hepsi bir yaşama mücadelesidir; evine ekmek götürebilmek, çocuğuna bayramlık alabilmek içindir çoğu zaman. Ortalama insan ömrünün altmışı geçmediği ülkemizde emeklilik hakkını kazanan şanslı azınlıktan olurlarsa eğer, bir bankada maaş kuyruğunda beklerken de verebilirler son nefeslerini.
Zordur bu topraklarda erkek olmak. Omuzlarına taşıyamayacakları kadar ağır yükler alarak başlarlar yaşam koşusuna. Koşunun her etabı bubi tuzaklarıyla doludur. Bu tuzaklardan kurtulma lüksü sadece şanslı bir azınlığa verilmiştir.Yaşamla ölümün kardeş olduğu Türkiye`de doğmaktır tek suçları. Kavgası, kargaşası, mücadelesi bitmeyen bir coğrafyanın kayıp çocuklarıdır onlar…
Talia Pike