‘Finans’ Kategorisi için Arşiv

Yatırımcılar için içeriden yardım.

26 Nisan, 2011
Türkiye’de başarılı ve beğenilen blog olmak oldukça zor. Binlerce blog arasından sıyrılmak kendini belli etmek kadar bir blog yazarını zorlayan bir durum yoktur bence. Son dönemlerde beğendiğim bir finans blogu oldukça ilgimi çekiyor bu konuda.
Kurulmasının üzerinden sadece 6 ay geçmesine rağmen 70 bin üzerinde takipçisi ile finans blogları arasında oldukça hızla yükselen bir yıldız olduğunu söyleyebilirim. Bir finans ve ekonomi blogunun başarısını referans alınan yazıların yayımlandığı sitelerden de görebilirsiniz. Insider Monkey Wall Street Journal, Financial Times, New York Times gibi sitelerde blog yazılarıyla yer almış bir site. Peki sitede neler mi var? Yüksek düzey iş adamları ne gibi hisse alım ve satımı yapıyor onu ücretsiz olarak görüp takip edebiliyorsunuz. Bunun yanısıra hedge fon yöneticilerinin de işlemlerini inceleme şansınız da var. Yatırımcıların oldukça ilgisini çekmesine şaşırmamalı.Sitenin adını mı merak ettiniz? Insider Monkey.
Bir göz atmanızı öneririm.

Yunanistan’ı Sigortalayacak Kahinler!

29 Nisan, 2010

Geçtiğimiz günlerde Avrupa’nın şımarık çocuğu Yunanistan’ın yaramazlıklarının aşırıya kaçtığını ispatlayan bazı göstergeler açıklandı. Bu göstergelerden en önemli ve birbiriyle bağlantılı iki tanesi CDS ve yıllık Euro faizi oranları. Yunanistan’ın içinde bulunduğu belirsizlik ortamı nedeniyle bu oranlar gün içinde dahi aşırı volatilite gösterdiği için yazıda belirttiğim oranların takip ettiğiniz güncel oranlardan farklı olması gibi bir durumla karşılaşabilirsiniz. Bu yazıda da bu oranların geldiği noktadan ziyade ne anlama geldikleri üzerinde duracağım. 28 Nisan 2010 tarihinde Yunanistan CDS’leri 911 baz puana ve Yunanistan’daki yıllık Euro faiz oranı da %38’e kadar yükseldi.  Öncelikle CDS kavramının ne anlama geldiğini açıklamak istiyorum.

CDS (Credit Default Swap) en basit ifadeyle tahvil ve bonoların riskini yok etmek amacıyla işleyen bir sigorta sistemidir. Günlük hayatta bir otomobil için sigorta sistemi nasıl işliyorsa Credit Default Swap uygulaması da aynı şekilde işlemektedir. Daha basite indirgersek, 3 ana unsurdan oluşmaktadır. Bu unsurlar borç veren, borçlu ve aracıdır. Eğer borç veren, verdiği borçla ilgili riskler gözlemliyorsa ve verdiği borcun geri ödenmeme riskine karşı en azından gelirin bir kısmını ve anaparayı sigortalatmak istiyorsa bu borcun riskini bir bedel karşılığında bir aracıya satmaktadır. Böylelikle borçlu borcunu ödeyemese de borç veren riskini sattığı için zararını minimize etmiş olacaktır. Borçlu, borç veren ve aracı arasındaki sistemi, riskin büyüklüğü oranında kuran bu uygulama CDS (Credit Default Swap) olarak literatüre geçmiştir.

Bu noktada Yunan tahvilinin CDS oranının 911 baz puana yükselmesinin taşıdığı anlam şudur: Yunanistan tahvili alarak Yunanistan’a belirli oranda (28 Nisan için %14) borçlanma şansı tanıyan bir borç veren bu işlemdeki riski (buradaki risk ülkenin moratoryum ilan etmesidir) yok etmek için %9,11 oranındaki faiz gelirini riski üstelenen aracıya vermek zorundadır. Dünya üzerindeki bazı ülkelerin CDS baz puanlarına baktığımızda Yunanistan’ın içinde bulunduğu çıkmazın ne derece kötü olduğunu gösteriyor.

Yunanistan: 911              Portekiz: 400

Arjantin: 849                  İspanya: 200

Pakistan: 683                 Türkiye:  196

CDS baz puana ek olarak Yunanistan’daki yıllık Euro faiz oranının %38’e kadar yükselmiş olmasının dramatik sonuçları vardır. Türkiye’de bu oranın %3,4, Almanya’da ise %0,8 düzeyindedir. Aslına bakıldığında bu oran büyük bir yatırım fırsatıdır. Yunanistan’ın AB tarafından kurtarılacağını bilen ve iflas yolunun söz konusu olmadığını hisseden bir yatırımcı için bu oran yüzyılın yatırım fırsatlarından biri olabilir. Ancak AB’nin Portekiz, İspanya ve Yunanistan arasında çifte standarda gitmek istemediği bir ortam mevcutken ve bu nedenle AB hiç olmadığı kadar temkinliyken bu riski almak için öngörüsü yüksek bir yatırımcıdan ziyade geleceği ziyaret etmiş bir kahin olmak gerekiyor.

Onur Okut

Avrupa’da En Yüksek Enflasyon Türkiye’de

9 Mart, 2010

Enflasyon rakamları geçtiğimiz çarşamba günü açıklandı. Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) verilerine göre yıllık enflasyon tüketici fiyatları endeksinde (TÜFE) 14 aydan sonra yüzde 10,13′le yeniden çift haneli olurken, üretici fiyatları endeksinde (ÜFE) ise yüzde 6,82′ye yükseldi. Şubat ayı TÜFE yüzde 1,45; ÜFE ise yüzde 1,66 arttı. Aralık 2008’den bu yana yıllık bazda ilk kez çift haneye ulaştı. Son 5 aydır piyasadaki beklentilerin altında bir trend izleyen enflasyonun böylesine sıçrayış yapmasının sebepleri arasında baz etkisi, şubat ayında hava şartlarının çok kötü olması ve de sel baskınlarının yaşanması gösterilebilir. Bu koşullar doğal olarak meyve sebze üretimini etkiledi. Bu da gıda fiyatlarına yansıdı.  

 OKFRAM’ a (Okan Üniversitesi Finansal Riskleri Araştırma ve Uygulama Merkezi) göre Türkiye, Avrupa bölgesinde en yüksek tüketici enflasyonuna sahip olan ülke oldu. Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 10,13; İngiltere 3,5; batan Yunanistan’da 2,3; Fransa 1,2; Almanya 0,8; AB bölgesinde ortalama yaklaşık 1,7olarak saptandı.

 TÜFE’ de bir ay önceye göre en yüksek artış yüzde 5,01 ile gıda ve alkolsüz içecekler grubunda gerçekleşti. Yıllık TÜFE’de bir önceki yılın aynı ayına göre, en yüksek artış yüzde 52,88 ile alkollü içecekler ve tütün grubunda oldu. Yüzde 14,84 ile gıda ve alkolsüz içecekler, yüzde 9,68 ile ulaştırma, yüzde 8,28 ile de lokanta ve oteller bunu takip etti. ÜFE’de aylık değişim tarım sektöründe yüzde 4,04; sanayide yüzde 1,16 oldu. Tarım sektörü endeksinde, Aralık 2009’a göre yüzde 6,68; bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 19,73 artış gerçekleşti. Sanayi sektörü endeksinde ise Aralık 2009’a göre yüzde 1,34; bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,16 artış yaşandı.

 Bu rakamlar iyi, güzel, hoş da bizim üzerimizde ne etkisi olacak derseniz; yaşam pahalılığı, emeklinin, asgari ücretlinin, dar ve sabit gelirlinin daha da fakirleşmesine ve hayat kalitesinin iyiden iyiye kötüleşmesine sebep olacak. Şu da bir gerçek ki: dar ve sabit gelirlinin gıda, ısınma, barınma, ulaşım gibi temel ihtiyaçlarının, harcamaları içindeki payı nispeten daha varlıklı olanlarınkiyle aynı değil. Çünkü dar gelirli vatandaşın, harcamaları içinde nispi fiyatı artan mal ve hizmetlerin oranı çok daha yüksektir.

 Birçok devlet büyüğümüzün görüşüne göre belki de bu saptamalar felaket tellallığından başka bir şey değildir. Amma velâkin, ortada da bir gerçek var ki daha yurtiçi ve yurtdışı talep yokken, yani krize bağlı olarak piyasalarda var olan durgunluk hala geçmemişken enflasyon çift haneye çıkıyorsa ve bu enflasyonun fakirleri çok daha ağır bir şekilde etkileyeceği de aşikârsa, yönetenlere çok iş düşüyor bence. Ekonomimiz çok iyi, bundan sonra Türkiye’nin sırtı yere gelmez, enflasyonun yükselmesi mevsimsel, Türkiye güçlü ekonomiye sahiptir, kriz de nesi canım gibi beylik laflar etmeye gelmez. Aman dikkatli olmak lazım, neme lazım enflasyondan sırtı yere gelen halkı seçim zamanı dağıtılan kömür, beyaz eşya vb. malzemeler de kurtarmazsa…

 Burcu Şen

ALTIN FİYATLARINDAKİ MÜTHİŞ ARTIŞ

19 Aralık, 2009

Altın fiyatları son birkaç aydır rekor üstüne rekor kırıyor. Yatırımcılar, bu yükselişin ne kadar daha süreceğini merak etmeye başladı. Altının, bu yeni haftada da yeni rekorlara imza atılması beklenirken, piyasalarda hafif frenleme durumu hakim oldu.

 Altının ons fiyatı 1.227,50 dolara çıkıp rekor kırdıktan sonra şu sıralar 1141,78 dolardan işlem görüyor.  Ekonomistler altın fiyatının değerinin çok üzerine çıktığını, muhtemelen fiyatlarda bir geri çekilme yaşanacağını, ancak bu geri çekilmenin geçici olacağını kaydettiler. Bunun dışında, gelişmekte olan ülkeler, eğer bankacılık sistemi dışındaki altın rezervlerini yüzde 2,2’lerden yüzde 5’e çıkarırsa; altın çok rahat bir şekilde 2 bin dolar seviyesini görebilir. Kimi ekonomi stratejistlerine göre ise ilerleyen yıllarda altının ons fiyatının 3bin dolar trendini yakalaması bekleniyor.  Yaşayıp göreceğiz tüm bu söylentiler sadece laftan ibaret mi, yoksa gerçekleşebilme ihtimali var mı diye…

Merkez bankaları rezerv yapmaya devam ederse, belki de bu iddialar gerçeğe dönüşür. Bunun yanı sıra, merkez bankaları sıfıra yakın faiz oranlarıyla insanları altın gibi emtialara yönlendiriyorlar. Bu teşvik sonucu olarak da yurdum insanı yastık altında altın biriktirmeye başlıyor ve bu durum ileride bir talep patlamasını kaçınılmaz hale getiriyor.   

 İlerleyen zamanda bizi neler bekler tam anlamıyla kestirilemez belki ama şu da yadsınamaz bir gerçektir ki: yatırımcıların son yıllarda altının da dahil olduğu emtialara gösterdiği ilginin artması, altının rekor üstüne rekor kırmasında temel faktörlerden biridir. Tabir-i caizse altının göstergelerdeki müthiş performansı, piyasada daha fazla insanın rol almasına sebep oldu ve böylece para döngüsü hissedilir bir şekilde artmaya başladı. İlerleyen günlerde belki de yastık altı istiflerine yenileri eklenir ya da durum tersine döner, kim bilir…

 Burcu ŞEN

KRİZE KAFA TUTAN TÜRK BANKACILIK SİSTEMİ

18 Aralık, 2009


2008 yılının sonlarına doğru Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkan küresel ekonomik kriz dünya ekonomisini büyük bir ölçüde etkiledi. Mortgage olarak bilinen konut kredilerinin Amerikan bankaları tarafından ‘kontrolsüz’ bir şekilde tüketicilere sunulması ve ardından gelen gayrimenkul piyasasındaki büyük değer kayıpları krizi kaçınılmaz kılan etkenler arasında en önemlisi. Konut fiyatlarındaki büyük düşüş nedeniyle konut kredisi alanlar kredilerini geri ödemekte büyük sıkıntı yaşamaya başladılar. Alacaklarını tahsil edemeyen bankalar, borçlarını ödeyecek kaynak bulamayınca mali sistemdeki sıkıntı giderek ciddileşti. Buna ek olarak bankalar birbirlerine borç veremeyince likidite krizi de boy göstermeye başladı ve sonuç olarak tüm dünyayı ciddi bir şekilde etkileyen finansal kriz ortaya çıktı. ABD’ de birçok banka bu krizde ciddi ekonomik kayıplar yaşadı. 600 milyar dolarlık aktif büyüklüğü bulunan Lehman Brothers ile beraber 12 büyük banka finansal krizin etkisiyle kepenk kapattı. Sadece ABD’de değil Avrupa’da da birçok banka krizin etkisiyle battı, birçoğu da devlet desteğiyle kurtarıldı. Bu krizde bankacılık sistemimizi incelediğimizde, Türk bankacılık sektörünün büyük başarısıyla karşılaşıyoruz. ABD’de ve Avrupa’da birçok bankanın bu krizde batmış olmasına rağmen, Türkiye’de bu dönemde herhangi bir batık banka olayı meydana gelmedi. Aksine Türk bankaları krizin başladığı 2008 Eylül ayından Ekim 2009’a kadar %11’lik bir büyüme rakamı yakalayarak(ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz) farkını gözler önüne seriyor. Peki, nedir Türk bankacılık sistemi bu denli başarılı kılan, bu denli ciddi bir ekonomik krize kafa tutmasını sağlayan faktörler?

Hepimizin bildiği üzere 2001 yılında Türkiye ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya kaldı. O yıllarda birçok Türk bankası battı, birçoğu da Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu(TMSF)’na devredildi. Bunlardan da anlaşılacağı üzere bankacılık sistemimiz o yıllarda ciddi bir şekilde S.O.S veriyordu. 2001 yılındaki ekonomik krizden sonra Türk bankacılık sistemi 2002 ve 2003 yıllarında yeniden bir yapılandırmaya girdi ve daha sağlam bir zeminin üzerine inşa edilmeye başlandı. Bu yapılandırmayla birlikte bağımsız bir üst kurul olan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu(BDDK) oluşturuldu ve bankalar BDDK’ya bağlı hale getirildi. Bu sayede Hazine tarafından yürütülen denetim, lisans, kontrol gibi mekanizmalar BDDK tarafından yürütülmeye başlandı. Bir diğer önlem olarak kredilendirme koşullarında şeffaf bir yönetim anlayışına geçildi. Bu sayede ‘kontrolsüz’ bir şekilde bankalar tarafından verilen kredilerin önlenmesi sağlandı. 2001 yılındaki krizin sonrasında atılan bu adımlar Türk bankacılık sisteminin yabancı rakipleri karşısında güç kazanmasına neden oldu. Bunun en güzel örneğini de şuan içinde bulunduğumuz küresel ekonomik krizde Türk bankalarının durumlarına bakarak çok açık bir şekilde görebiliriz. Sonuç olarak, birçok ekonomik devin sarsıldığı hatta yerle bir olduğu 2008 küresel ekonomik krizinden Türk bankaları alınlarının akıyla başarılı bir şekilde çıkarak farklarını tüm dünyaya göstermişlerdir.

Halil Emre LALE

Batan Emirliğin Gökdelenleri

2 Aralık, 2009

Geçtiğimiz perşembeden itibaren ekonomi haberlerinde Dubai’nin sürüklendiği finansal darboğazla ilgili birçok sıcak gelişme ve incelemelerle dolu yazılar var. Asya ve Avrupa borsalarını etkileyen, dünyanın ilgisini Birleşik Arap Emirlikleri’ne yönelten bu olayı herkes anlamakta güçlük çekti ve çekiyor. Peki ne oldu da Dubai bu duruma düştü? Dünün ve yine bugünün gözde şehri Dubai’yi gelecekte neler bekliyor? Diğer emirlikler veya Arap dünyası duruma el atacak mı?

Her Şey Hayal Etmekle Başladı

’90’ların başında Dubai, çölün ortasındaki boş caddelerin çevrelediği geleneksel mimarideki evler ile yeni yeni gökdelenlerle oluşturulmuş  yapılardan ibaret bir kentti. Körfez Savaşı’nın da etkisi ile Batı bölgeye daha fazla nüfuz etmeye başlıyor ve Kuveyt’ten başlayrak bir değişim rüzgarı hakim oluyordu Arap Yarımadası’na. Dünün petrol zenginleri; Mercedes’e binmekten, külçe külçe altınlarını İsviçre bankalarında ziyaret etmekten ve at yarışlarını izlemekten sıkılmışa benziyordu. Bu dönemde devrin petrol zengini çoğu ülkesi inşaat sektörünün lokomotifliğinde birçok projeye el atmaya başladı. Doğalgaz zengini Katar, Doha ile; petrolü yüzünden Saddam’ın öfkesine maruz kalan Kuveyt, Kuwait City ile; Suudiler ise finans merkezleri Cidde ile katıldılar yarışa. İrili ufaklı birçok Arap ülkesi katıldı bu kervana.

Aralarından biri ise diğerlerinden bir hayli farklı bir strateji izliyora benziyordu. İngiltere’nin en gözde okullarından birinde eğitimini tamamlayan vizyoner Emir Muhammed El-Maktum, Dubai’yi çok farklı bir dünya şehri yapma ideali ile yola çıktı. Şehir hem bir turizm kenti hem bir finans merkezi hem de bir bilişim kenti olacaktı. Herkesin hedeflediğinden daha fazlasını hedefliyordu Dubai. Yalnız minik bir problem vardı, Dubai’de petrol yoktu. Diğer bölge ülkeleri yapısal ve farklı alanlardaki projelerini petrol parası ile finanse ederken Dubai’de El Maktum kendi serveti’ni (Dubai Holding) kullanıyor veya Avrupa bankalarından uzun vadeli borçlar alıyordu. 10 yıl içerisinde sadece Ortadoğu’nun incilerinden biri değil, dünyanın göz bebeği projelerin beşiği oldu Dubai. Palmiye ve Dünya Adaları, dünyanın ilk 7 yıldızlı oteli Burj El-Arab ve tabii ki Burj Dubai. Dünyanın en yüksek binası olmaya namzet bu proje de iflas haberi ile birlikte sekteye uğradı ne yazık ki.

Peki Şimdi Ne Olacak?

Dubai borçlarından sıyrılmak için harekete geçti bile. Dubai Holding birtakım projelerin ileriye dönük satışına onay verdi. Asıl kurtarıcı rolü ise Dubai ekonomisinin altın yumurtlayan tavukları olan tamamlanmış projeler üstleneceğe benziyor. Yabancı yatırımcıların bu projelere göz diktikleri aşikar. Tam böyle bir dönemde amiyane tabir ile “ucuzcu akbabalar” dolaşıyor Arap çölleri üzerinde. Bir diğer alternatif ise daha insaflı, birliğin başbakanın emirliğine birliğin sahip çıkması senaryosu. Abu Dabi’li yetkililer Dubai’nin hesaplarının inceleneceğini ve uygun görülen noktalarda finansal anlamda desteğin sağlanacağı sözü verdi.

Dubai ise projelerine güveniyor ve şimdilik fazla bir açıklama yapmıyor. İzleyelim ve görelim bakalım.

Yine Ne Oldu Da Düştü Bu Endeks?

12 Kasım, 2009

Hiç kuşkusuz hisse senedi piyasası açısından kötü bir dönem geçirdik. Endeksin 51 bin seviyelerinden 46 bin seviyelerine kadar gerilemesi bunun yanında dolardaki hafif yukarşşşı yönlü hareket ve altın piyasalarındaki devam eden yükseliş trendi şunu gösteriyor, artık yatırımcılar borsada yatırım yaparken biraz daha dikkatli davranacaklar hatta belirli bir süre diğer yatırım araçlarını kullanmayı tercih edecekler.

Peki borsadaki bu ciddi düşüşün arkasındaki nedenler neydi? Ne oldu da birden büyük ölçüde  para çıkışları yaşandı ve akabinde 7 – 8 puan birden kaybettik? Bu noktada ekonomistler çeşitli yorumlar dile getirdiler, kimileri erken seçimin konuşulmaya başlanmasını neden gösterdi kimileri IMF anlaşmasının ve yabancılara uygulanan stopaj  kesintisinin belirsizliğini korumasını. Diğer ekonomistler ise düşüşün en büyük nedeninin dış piyasalarda yaşanan bozulmalar olduğunu söylediler.

Öncelikle geçtiğimiz hafta dış piyasalarda neler yaşanmış onlara bakalım. Rusya borsası %3 Dow Jones %2,5 değer kaybetmiş diğer taraftan avrupa borsalarında da   yaklaşık %2 oranında düşüşler yaşanmış. Tabi dünyada bunlar olurken yabancı yatırımcıların en çok tercih ettiği İMKB’de de ister istemez sert düşüşler yaşandı. Şimdi bu bilgiler ışığında düşüşü tekrar yorumlamaya çalışalım. IMF anlaşmasının ve stopaj kesintisinin belirsizliğini koruması belki bizde ufak bir bozulma yapabilir ama tüm dünyada böyle bir çalkalanma yapması şimdilik imkansız gibi görünüyor.

Elimizdeki verilerden yola çıkarsak sorunun dış piyasalardan kaynaklandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. O zaman sorulması gereken soru şu, ne oldu da dünya borsalarının çoğu bundan kötü etkilendi? Bu noktada dış kaynaklardan gelen verilere bakmamız lazım. ABD’de geçtiğimiz hafta açıklanan kişisel gelir ve kişisel harcama rakamları beklentilerin altında kalarak ikisininde %0,5  puan düşmesi, yine aynı şekilde tüketici güveninin de 53,4 ten 47,7 ye gerilemesi borsadaki düşüşün en büyük nedenleri olarak gösteriliyor. Diğer taraftan CIT Group’un iflastan korunma başvurusu yapması da diğer bir etken olarak gösteriliyor.

Son olarak şunu söyleyebiliriz, borsadaki yükseliş ABD’den gelen kötü veriler ölçüsünde yerini düşüşlere bırakmış gibi görünüyor. Bunun bir süre daha böyle devam edeceğini ve ardından gelen yeni haberler doğrultusunda ne yöne doğru hareket edeceğini hep beraber bekleyip göreceğiz.

Fatih Baykan

Dow Kuramı – I

27 Eylül, 2009

images (1)Dow Jones ismini duymayanımız yoktur heralde. Endeksin derdi hepimizi alır. Charles Dow ve Eddie Jones’tur endeksin isim babaları. Aslında isim babası demek bu noktada yanlış olur. Şu an biz teknik analiz başlığının altına yazı yazabiliyorsak, her şeyimizin bir endeksi varsa Charles Dow ile Eddie Jones’a çok şey borçluyuz demektir. 1883 yılında 11 şirketten oluşan endeksle yayınlanan Customer’s Afternoon Letter la başladığı endeks maceraları… Ardından gelişen endeksler – Dow Jones Sanayi Endeksi vb – bugünkü Wall Street’in ve bildiğimiz tüm endekslerin temeli oldu. Ve bugün o karmakarışık görünen tekniz analiz hala Dow’un kurallarına dayanır.

Dow Kuramı temelde 6 prensibe dayanır.

1. Piyasaların ortalaması her şeyi iskonto eder
Kuramın temellerinden biri olan bu ilke arz ve talebi etkileyecek olan unsurların tek tek piyasaya değil; piyasanın ortalamasına etki ettiğini söyler. (Doğal afetler, anayasa kitabı fırlatmaları gibi durumlar dışında)
2. Piyasada 3 tür trend vardır: Ana trend, İkincil Trendler, Günlük Trendler

3. Ana trendlerin 3 aşaması vardır: Birikim, Hareket, Aşırılık

dow-trend2 Aslında bu noktada Elliot Dalga Kuramı da devreye giriyor. Kuramlara göre daha önce bahsettiğim iki ana trend olan ayı ve boğa trendleri 3 aşamadan oluşuyor. Birikim, ufak çaplı iniş çıkışların yaşandığı ama alıcılar da dahil tüm oyuncuların genelde piyasanın hareket yönünü tespit etmek için beklemede durdukları aşamadır. Daha sonra trend ayı veya boğa olmasına bağlı olarak aşağı veya yukarı yönlü harekete geçmeye başlar. Eğer trendimizin ayı olduğunu varsayarsak alımların başladığı aşamadır. Pusuya yatan alıcılar birikim aşamasından sonraki hareketi gözlemleyerek alışa geçerler. Trendin son aşamasında ise gelen haberlerle deliren fiyatlar aşırılığa kaçarken hareket evresinde alış yapan oyuncunun karınına kar kattığı evredir.

“Aşırılık nerede bitecek? Aşırı artan fiyatlar nasıl bir yön izleyecek?” sorularının cevabını da bu evrenin sonuna eklememiz gerekiyor. Gene ayı trendi üzerinden gidecek olursak, aşırılık piyada oluşan olumsuz hava, psikolojik yorgunluk, likidite sıkışıklığı gibi sebeplerle duraksar. Ne yöne gideceğini bilemeyen piyasa küçük iniş çıkışlara başlar. Piyasadan yeni haberler ve yeni bir trend beklemektedir. İşte tam bu nokta artık ayı trendinin tepesi olmuştur ve karı amaçlayan oyuncı bu noktada satışını gerçekleştirmelidir. Peki sonra ne olur? Satışlarla birlikte piyasa aşağı yönlü hızlanır. Bu size bir yerden tanıdık geldi mi? Bir bekleyişin ardından sert bir iniş… Evet bu boğa trendinin başlangıcıdır. Ayı trendinin aşırılık aşaması boğa trendinin birikimi olmuştur. Bu döngü böylece sürer gider…

Wall Street: Taksi şöforleri tüyo vermeye başladıysa tepe gözükmüştür.

Çağla Demircioğlu

Krize Karşı Mercan Adaları

26 Eylül, 2009

mercan adası

Karşılaşılan olumsuzluklarda yapılması akla gelen en önemli şeyin birlik olmak, zorluğu topyekûn göğüslemek olduğu bilgisi hepimizin dimağında yer etmiştir. Fakat 1929 ve ondan sonra gündeme taşınan tüm ekonomik krizlerde güvensizlik ortamından doğan, herkes başının çaresine baksın tarzı içe dönük politikalar gözlenmiş, su alan gemilerini CEO’lar, devlet başkanları, maliye bakanları hep kendi başlarına kurtarmaya çalışmış, tabiri caizse herkes kendi derdine düşmüştür. Sendikasyon kredileri ise bu genellemeye tezat oluşturan, kredi veren ve alanın ortak faydasına hizmet eden, kimsenin zararlı çıkması öngörülmeyen,  adete ortak yaşam süren mercan adaları oluşumuna benzetilecek bir kavram haline gelmiştir.

Sendikasyon kredisi, bir bankanın liderlik etmesiyle birden fazla banka veya ”ödünç veren” kuruluşun ortak olup belli bir amaca yönelik kurumlara (bankalar veya büyük holdingler) yüklü miktarda kredi sağlamasıdır. Sendikasyon kredilerinin ortaya çıkış amacı yüklü miktarda parayı daha kolay bir araya getirme ve geri ödemede yaşanabilecek risklerin paylaşımıdır.

Haberlerde veya makalelerde sendikasyon kredileriyle ilgili aşina olmadığımız terimler karşımıza çıkabilir. Bunlardan biri LIBOR (London Interbank Offered Rate)’dir.  İngilizcesinden de anlaşıldığı gibi bankalar arası borç verme işleminde karşılık kullandıkları faiz oranıdır. Bunu dışında EURIBOR (Euro Interbank Offered Rate) ve FIBOR (Libor’un Alman faiz sistemince belirlenmiş şekli) şeklinde terimler karşımıza çıkabilir.

Sendikasyon kredilerinin sağlayan tarafından olumlu yanlarını şöyle sıralayabiliriz. Kredi miktarı büyük olduğu için geri ödenmeme riski büyüktür. Bu da kredi maliyetini artırır. Sendikasyon kredisi riski ve buna bağlı olarak maliyeti azaltır. Maliyet azalmasına bağlı olarak kredi sağlayan kurumun pazar payını büyütmektedir. Sendikasyon kredisi alan kuruluş için ise bir itibar göstergesidir. Yüklü miktar bir para kredi alabilmenin yanında birçok uluslararası banka tarafından tanınması ve güven sağlaması sendikasyon kredisi alan bankanın kredibilitesini yükseltir.

Sendikasyon kredisi verecek konsorsiyum (şirketler birliği) belirli bir yapıda örgütlenir. Konsorsiyuma katılan bankalar ortaya koydukları para oranında bu birlikte görev alırlar. Lider yönetici (lead manager), yükleniciler (underwriters), yöneticiler, yardımcı yöneticiler, katılımcılar, ajan (acenta) banka şeklinde örgütlenen bu bankalar birliği kendi arasında görev paylaşımı yapar.

Özellikle 2008 ekonomik kriziyle önem kazanan sendikasyon kredileri, likidite sıkıntısı çeken piyasaya nakit para akışı sağlıyor. Güvensiz piyasa ortamında holding ve bankalar krizden sıyrılmak için nakite ihtiyaç duyarken kimse geri ödenmeme riskinden dolayı kredi vermek istemiyor. Sendikasyon kredisi alabilen kuruluş ise hem toparlanmak için kaynak sağlamış oluyor hem de müşteriler ve uluslararası piyasalar nezdinde itibar kazanıyor.

sendikasyon_kredisi1Türkiye’de de yakın zaman gündeminde adından söz ettiren sendikasyon kredileri alındı. Akbank  2009 ağustos ayında gerçekleşen gelişmekte olan piyasalardaki bankalar arasında en yüksek katılımlı (48 bankanın katılımıyla) 900 milyon € miktarında sendikasyon kredisi aldı. Bir başka özel banka olan Vakıfbank, yine ağustos ayında 736 milyon dolarlık sendikasyon kredisi sağladı.

 

Mehmet Alp Ertekin

Teknik Analize Giriş – 4

13 Eylül, 2009

Teknik analizde trend çok önemli bir kavramdır. Çünkü neredeyse tüm AL – SAT operasyonları trendlere bakılarak yapılır. Trendler periyotlarına göre 3′e ayrılır.

I. Günlük Trendler: Piyasanın günlük seyri olarak da kabul edilebilir. Önemli gelişmeler sonrası, özellikle kısa vadeli oyuncular için önem teşkil eder.
II. İkincil Trendler: Ana trendin aksi yönde gelişen trendlerdir. Gelişmenin etkisine göre haftalar hatta aylarla ölçülebilir.
III. Ana Trendler: Genel olaran piyasanın gittiği yön olarak kabul edilir. Aylarla hatta yıllarla ölçülebilir.

image002
Şekilde A ana trendi gösterirken B ve C ana trendin aksi yönde gelişen ikincil trendleri işaret eder.

Ana trendler yönlerine göre 2 şekilde adlandırılırlar.

dow-trend2a. Boğa (Bullish) trendi: Fiyatlarda gözlenen uzun süreli yükselişlerdir. İyileşen ekonomik koşullar ve artan talep boğa trendinin tetikleyicileridir.

mmartiu1b. Ayı (Bear) trendi:. Fiyatlarda gözlenen uzun süreli düşüşlerdir. Kötüleşen ekonomik koşullar ve azalan talep trendi tetikler.

Ana trendlerin en önemli özelliği birbirlerini takip eden evreler olmalarıdır. Yani birinde tavan yapmış fiyatlar diğerinin birikim yani başlangıç evresi olabilir.

destek_direncDirenç ve destek de teknik analizde trendlerden sonra bilinmesi gereken kavramların başında gelir.

Direnç (Arz): Satış baskıları bu noktada başlar. Fiyatlar bu noktadan sonra yükselemez.

Destek (Talep): Fiyatların düşüş baskısına direnç gösterdiği noktadır. Alım dalgaları bu noktada düşüşü engeller.

Çağla Demircioğlu


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.