Dünya Basketbol Şampiyonası, bizleri de mutlu eden bir tablo ile heyecanla devam ediyor. Türkiye, bugün ABD ile finalde karşılaşacak; milyonların ilgisi, şüphesiz bu maçta.
Televizyonlarda ise farklı bir hareketlilik var. Referandum programları arasına serpilmiş dört reklam gözüme çarpıyor uzunca bir süredir. Bunlardan üçü milli takımın ana sponsorları Garanti, Turkcell ve Türk Hava Yolları’na ait. Sonuncusu ise dünya şampiyonasının ana sponsoru Ülker’in daha önceki Mutlu Bir An reklamından devşirilmiş yeni hali.
Bugüne kadar A Milli Futbol Takımı’nın sponsorları da turnuvalar öncesi reklam kampanyalarıyla desteklerini Türk kamuoyu ile paylaştılar; ancak ben ilk defa bu kadar başarılı reklam kampanyalarını bir arada görüyorum. Reklamlar o kadar hareketli ve ilgi çekiyor ki THY’nin reklamında kullandığı “Türkler Uçuyor!” sloganı, çoktan dillere düştü. Sosyal paylaşım ağlarında bu sloganı ileti olarak paylaşan insan sayısı bir hayli fazla.
Asıl değinmek istediğim nokta ise başka. Her turnuva, şampiyona benzeri organizasyonlar öncesi reklam kuşaklarında binlerce “destek reklamı” görürsünüz. Alakalı olsun olmasın onlarca şirket/marka, Türk izleyicisine, Türk Milli … Takımı’na destek verdiklerini açıklarlar. Bunların yalnızca birkaçı resmi sponsordur. Amaç, bu ani gelişen ve büyüyen hedef kitlede bir pay kapabilmek. Sponsor olmasa bile birçok marka reklamlarında moda olan temayı vurgulamaktan geri kalamaz tabii ki. Peki, bu ne kadar başarılı bir reklam stratejisi? Gerçekten işliyor mu? Seyirci bunu ayırt edebiliyor mu, yoksa doğal seleksiyon mu var işin içinde biraz da?
İşliyor; ama bir yere kadar. FIFA 2010 istatistikleri gösterdi ki turnuva öncesi sponsor olmayan markalar yaratıcı reklam kampanyaları ile ilgiyi üzerine çekse de turnuva ile birlikte ilgi sponsor markalara dönüyor. Coca-Cola, Pepsi’nin turnuva öncesi elde ettiği ilgiyi kendi üzerine çekmeyi başardı. Budweiser da Carlsberg’i izleyicilerin gönül tahtından etti. Adidas’ın Nike ile olan rekabeti ise daha kıran kırana geçti. Resmi sponsor Adidas’ın başarısı kayda değer olsa da Nike’nin “Write the Future” temalı reklamlarının YouTube’daki izlenme sayısı bile birçok noktayı açıklamakta yeterli.
Gelelim Türkiye’ye. Türkiye’de ise farklı bir senaryo yaşanıyor. Bırakın turnuva öncesi ilgi görmeyi, “kaçak destekçiler”in hazırladıkları reklamların hiçbir zaman ilgi görmesine imkan yok. Görülüyor ki çoğu marka eğer sponsor değilse düşük bütçeli reklamları tercih ediyor ya da etmek zorunda kalıyor. 3 Dev Adam; Garanti, Turkcell ve Türk Hava Yolları’nın ekrana taşıdığı reklamların yanında hiç şansları yok dolayısıyla. Reklamların kalitesi yanında ekrana taşındığı saatler bile ek bir bütçe gerektiriyor zira. Türkiye’de ise bunu kaldırabilecek bir rekabet ortamı yok ne yazık ki hala. Dolayısıyla resmi sponsorlar rahat bir zafer elde ediyorlar. Umarım turnuva sonrası istatistikler bunu daha detaylı açıklayacaktır.
Anlayacağınız Türkler hem uçuyor hem de gerçek destekçilerini uçuruyor…
Uğurcan









hem de SSK çalışanlarından toplam 23 kişinin gözaltına alındığı yolsuzluk davasında soruşturmalar hala devam ediyor. SSK’ ya fahiş fiyatta ilaç satmak ve devleti 8.2 milyon lira zarara uğratmakla suçlanan Roche ilaç firmasının eski Genel Müdürü Faruk Yöneyman ile birkaç çalışanının söylentilerle dolu SSK dosyası beş yıl önce ortaya çıkarılmıştı. Türkiye Etik Değerler Merkezi’ nin (Tedmer) kurucularından biri olmasına rağmen etik dışı satış yaptığı iddia edilen Roche ilaç firmasının bu noktaya nasıl geldiğine ise isterseniz bir kez daha göz atalım.
`Görevi Kötüye Kullanmak` ve `İhaleye Fesat Karıştırmak` suçlarından gözaltına aldı. Fakat daha sonra sanıklar ‘çete’ suçundan beraat, ’ihaleye fesat karıştırmak’ suçundan da takipsizlik kararıyla beraat edildiler. Ancak, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Nazmi Okumuş kararı yerinde bulmayıp Yargıtay’ a temyiz dilekçesi gönderdi ve sonucunda davanın tekrar görülmesine karar verildi.
organizasyonlara imza atmaya devam ediyor. Bunlardan biri de 2006 yılında başlatılan ve kanser konusunda bilinci arttırmayı amaçlayan Yol-a-çık projesi.Ünlü bisikletçilerin yola çıktığı organizasyon bu yıl da 15 Ekim’ de gerçekleştirildi. Bu proje ile Roche ilaç firması kamuoyundan olumlu tepkiler almışa benziyor; ancak Roche markasının zihinlerde bıraktığı kötü itibar bu yönde çalışmalarla tamamen silinebilecek mi? Bekleyip göreceğiz…
i Sermaye’ olarak kabul edilen Yimpaş etiketi üzerine yapışmıştı. Yimpaş’ın markası olarak anılması Aytaç’ın birçok markete girmesine engel oldu.
ızda bünyesine eklediği yeni uçaklarla birlikte açılan yeni seferleri ve dolayısıyla çalışan sayısının da artması çok takdir edilesi gibi gözükse de yine son yıllarda THY’nin yaşadığı büyük kazalar(1999 Adana, 2003 Diyarbakır ve 2009 Amsterdam kazaları) ve bu kazalardaki ölü-yaralı sayısı tartışmaya değer. Her ne kadar bu kötü dönemler THY’nin imajını neredeyse hiç zedelememesine rağmen, bu kazalar sonrasındaki kriz iletişiminde başarılı olduklarını söyleyebilmek biraz zor.
lecek en iyi örnek herhalde. Kaza sonrasında THY yetkilileri ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım yaptıkları açıklamalarda ölü bulunmadığını, sadece yaralı insanlar olduğunu ve o yaralılara da ilk müdahalelerin yapıldığını belirterek düşen uçakta yakınları bulunanları oldukça rahatlatmışlardı. Fakat sonra Hollanda’dan gelen haberlerde 9 ölü olduğu duyuldu. Aynı zamanda olay yerinde yaralıların hastanelere taşınmasında da çeşitli problemler yaşandığı ortaya çıktı.