‘Kriz İletişimi’ Kategorisi için Arşiv

YALANLAR ÜSTÜNE

17 Mayıs, 2010

Evet, bir krizde daha sona gelindi. Batan finans kuruluşları, işsiz milyonlar bir tarafta dursun krizin asıl kazananları kendi yazdıkları senaryonun son perdesinde boy göstermeye devam ediyor. Amerikan Sermaye Piyasası Kurulu SEC’in halkın bankalara duyduğu öfkeyi dizginlemek maksadıyla yatırım bankası Goldman Sachs aleyhinde 16 Nisan tarihinde açtığı davanın ilk duruşması 27 Nisan’da yapıldı.

Davanın detaylarına geçmeden önce Goldman Sachs hakkında birkaç ufak not verelim. Goldman 1869’da Alman Marcus Goldman tarafından kuruldu. 1882 yılında damadı Samuel Sachs’ın ortak olmasıyla birlikte şirket Goldman Sachs adını aldı. 1929 yılındaki Büyük Buhran’da “100 dolarlık yatırıma – 900 dolarlık getiri” sağlayarak piyasadan para toplayan Goldman Sachs benzer bir operasyonu tekrarlamaya hazırlanırken karşısında en az kendisi kadar eski bir diğer yatırım devi Lehman Brothers’ı görür ki “batamayacak kadar büyük” denilen Lehman Brothers krizde iflasın eşiğindedir. Devletin Lehman Brothers’a yardım eli uzatmasını beklenirken devletin karar alma mekanizmalarına yerleştirilmiş eski Goldman çalışanları bu tip bir kurtarma operasyonuna yanaşmadı ve Lehman Brothers krizde tarihe gömüldü; Goldman Sachs ise krizde 13 Milyar Dolar kazandı. Dava sürecine dönersek Goldman Sachs’ın CEO’su Blankfein 27 Nisan’da görülen ve on bir saat süren ilk davada “seçilmiş” senatörler karşısında şirketini savunurken aynı zamanda kamu vicdanı da tatmin edilmiş, bankacılara hesap sorulmuş(!) oldu. Senatörler de halkın güvenini tekrar kazandı. Mahkeme sonunda senatörlerle Goldman yönetimi el sıkışıp kutlamalar yapmışlar mıdır bilinmez, ancak oyunun başrol oyuncusu zavallı(!) Blankfein’ın (ki kendisi 2008 başında bonuslar ve hisse gelirleriyle birlikte 54 Milyon Amerikan Doları kazanmıştı) değme aktörlere şapka çıkartacak performansı görülmeye değerdi açıkçası. Davanın gerekçesi ise Goldman Sachs’ın müşterilerini yanlış bilgilendirerek zarara uğratması olarak belirtiliyor. Detaylarda da yüksek riskli konut kredileri hakkında Goldman Sachs’ın müşterilerinden gizleyerek onları bir milyar dolarlık zarara uğratması gösteriliyor. Dava henüz sonuçlanmadı, ancak hem Goldman Sachs yönetimini üzmeyecek hem de kamu vicdanını rahatlatacak bir para cezası verilmesi olası görünüyor.

Uzun lafın kısası, krizlere reçete olması amacıyla ortaya çıkarılan kurtarma paketleri; halktan toplanan vergilerin önce yönetim kusurları nedeniyle zarara uğradığı iddia edilen şirketlerin kasalarına, daha sonrada şirketlerin krediler yoluyla borçlandığı yatırım bankalarının kasasına gitmeye devam ediyor.

Erman KAYA

KIZIMIZ ”AYCELL” OĞLUNUZ ”ARİA’YA” TALİP!

19 Ekim, 2009

AVEA-LOGO-AYCELLARIA (1)

Türkiye’de başarısız kriz iletişimi dendiginde akla ilk gelen isimlerden bir tanesi de Turk Telekom’un çatısı altında filizlenen Aycell oluyor. Devlet eliyle yapılandırılan Aycell’in başarısızlığının temel nedenlerini operasyonel-yönetimsel anlamda uygulanması güç politikalar ve yetersiz bütçe sıkıntısı olarak sıralamak mümkün.

Bundan tam altı sene öncesine döndüğümüzde, 2003 yılında gerçekleşen Aycell ve Aria entegrasyonu ardında cevaplanamayan birçok soru mevcut. Dönemin AK Parti Amasya Milletvekili Hamza Albayrak,  açtığı soruşturma talebinde Aycell eski genel müdürleri Cahit Paksoy ve Mehmet Ekinalan’ın başta SIM kart ihaleleleri olmak üzere çeşitli iş ve işlemlerde usülsuzluk yaptığını bildirmişti. Bunun üzerine, Başbakanlık Denetleme Kurulu soruşturma talebini kabul etti; ancak Aycell’in Aria ile birleşmesi ardından yaşanan gelişmelerde bu sorunun da unutulmaktan kendini kurtaramadığını görüyoruz. 

Devlet  bütçesinde yaklaşık 100 milyon dolarlık bir açığa neden olan Aycell’in ‘cevaplanamayanlarını’ bir kenara bırakıp Aria cephesine geçtiğimizde asıl iş çok bilinmeyenli bir denkleme dönüsüyor. Zira İşbankası&Tim (Telecom Italia Mobila) ortaklığında kurulan Aria’nın birleşmeden önce iflas eşiğine gelen  bir şirket statüsünde olduğunu ve devlet operasyonuyla Aycell’e ortak edilerek  kurtarıldığını iddia eden tezler mevcut. Mobil telefon piyasasında umduğunu bulamayan Aria’nın, GSM ihalesinden birleşme sürecine dek pazardaki payının istediği konuma gelemediği biliniyor. Türkiye ‘deki iki büyük GSM operatörüyle yarışa giren Aria, reklam kampanyalarına harcadığı milyonlarca dolara rağmen hedef kitleyi harekete geçirememişti. Hal böyleyken Aria’daki İŞ&Tim ortaklığını bitirip piyasadan çekilmek isteyen Telecom İtalia(TIM), İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ile muzakerelerde bulunup  bu konunun çözümlenmesi için yardım isteğinde bulunmuştu. Berlusconi’nin ricası üzerine devreye giren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Aria’nın Turk Telekom’a ait Aycell ile birleştirilmesi formülünü öne sürüp ortaklık projesini başlattı. Kamuoyunda büyük tartışmalara neden olan şey ise Devlet’in  bu birleşme sonucunda alacağı 2.5 milyar dolardan vazgeçmesi ve piyasaya yeni isimle girecek şirkete milyonlarca dolarlık bir aktarım yapacak olmasıydı.

Ve sonunda ‘a ve a’…

Burada şunu da söylemek yazının mahiyetini anlatmak açısından birincil öneme sahip:  T.C. Devleti tarafından yapılan bu büyük fedakarlığın boşa atılan bir ok olduğunu savunanlar var elbette. Ancak o dönemin AB Başkanlığını İtalya’nın üstlenecek olması düşünüldüğünde, olayın farklı bir boyuta taşındığını da gözden kaçırmamak gerekir.

YUSUF ZORLU

Roche’ dan İyileşme Atakları

18 Ekim, 2009

2004 yılında VATAN gazetesinin ortaya çıkardığı ve yapılan incelemeler sonucu hem Roche Müstahzarları San. A.Ş. rocheehem de SSK çalışanlarından toplam 23 kişinin gözaltına alındığı yolsuzluk davasında  soruşturmalar hala devam ediyor. SSK’ ya fahiş fiyatta ilaç satmak ve devleti 8.2 milyon lira zarara uğratmakla suçlanan Roche ilaç firmasının eski Genel Müdürü Faruk Yöneyman ile birkaç çalışanının söylentilerle dolu SSK dosyası beş yıl önce ortaya çıkarılmıştı. Türkiye Etik Değerler Merkezi’ nin (Tedmer) kurucularından biri olmasına rağmen etik dışı satış yaptığı iddia edilen Roche ilaç firmasının bu noktaya nasıl geldiğine ise isterseniz bir kez daha göz atalım.

Öncelikle bu skandallar silsilesinin ortaya çıkmasında fitili ateşleyen isim Veysi Mungan’ dı. Kendisi 2004 yılında işten çıkarılmadan önce Roche’ un İhalelerinden Sorumlu Satış Müdürlüğünü yapıyordu. İşten çıkarıldıktan sonra Roche’ un etik olmayan bir şekilde satış yaptığını, diyalize giren  hastalarda ve kanser tedavisinde kullanılan NeoRecormon adlı ilacı ecza depolarına 88 milyon liradan satarken SSK ya 230 milyon liraya sattığını gazetelere bildirmişti. Bu sebeple harekete geçen İstanbul Emniyet Müdürlüğü yaptığı incelemeler sonucu 2005 yılında başta Roche’ un o dönemki Genel Müdürü Faruk Yöneyman ve SSK İstanbul Satın Alma Müdürü Azmi Arslan olmak üzere 23 kişiyi `Çete Üyesi Olmak`, rochh`Görevi Kötüye Kullanmak` ve `İhaleye Fesat Karıştırmak` suçlarından gözaltına aldı. Fakat daha sonra sanıklar ‘çete’ suçundan beraat, ’ihaleye fesat karıştırmak’ suçundan da takipsizlik kararıyla beraat edildiler. Ancak, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Nazmi Okumuş kararı yerinde bulmayıp Yargıtay’ a temyiz dilekçesi gönderdi ve sonucunda davanın tekrar görülmesine karar verildi.

Olayların bu yönde gelişeceğini tahmin eden Roche yetkilileri, şirkette köklü değişikliklere gittiler.Öncelikle, olayın patlak vermesinden sonra o dönemki Genel Müdür Faruk Yöneyman emekliye ayrıldı ve onun yerine Roche Rusya’ nın  Genel Müdürü olan George Hadjiev geçti. Göreve geldikten sonra George Hadjiev, yaptığı açıklamada,  kendinden önceki yönetimde yaşanan problemlerin çözüme kavuşacağına inandığını belirtti. Roche ilaç firmasında meydana gelen diğer bir önemli değişiklik ise PR şirketinde oldu. Bilindiği üzere bir şirketin kriz yönetiminde en önemli rol oynayan, yani şirketin ‘rezil’ ya da ‘vezir’ olmasında büyük etkisi olacak taraf, iletişim danışmanlığını yürüten şirkettir. O dönem MPR danışmanlık şirketi ile çalışan Roche firmasının kriz yönetimindeki bu başarısızlığına ve gereğinden çok daha fazla bir iletişim atağı ile karşılaşmasına iletişim şirketinin(MPR) yavaş ve ağır çalışmasının sebep olduğu iddia edilmişti. Ayrıca Roche’ un iletişimde MPR şirketinin tavsiyeleri yerine avukatların tavsiyeleriyle hareket etmesinin bu başarısızlığında etkili olan başka bir unsur olduğu öne sürülmüştü. Bunları fark eden ve PR şirketini de değiştirip Zarakol danışmanlık şirketi ile anlaşan firma halen onunla yola devam ediyor. Roche bu kararında doğru hamle yapmışa benziyor.

Zedelenen itibarının düzelmesi için çaba harcayan firma bu konuda danışmanlık şirketinin de desteğiyle çeşitli rocheeeeeorganizasyonlara imza atmaya devam ediyor. Bunlardan biri de 2006 yılında başlatılan ve kanser konusunda bilinci arttırmayı amaçlayan Yol-a-çık projesi.Ünlü bisikletçilerin yola çıktığı organizasyon bu yıl da 15 Ekim’ de gerçekleştirildi. Bu proje ile Roche ilaç firması kamuoyundan olumlu tepkiler almışa benziyor; ancak Roche markasının zihinlerde bıraktığı kötü itibar bu yönde çalışmalarla tamamen silinebilecek mi? Bekleyip göreceğiz…

Başak Acar

Aytaç ‘a kalite’ Krizi

18 Ekim, 2009

 Bundan yaklaşık on yıl önce Türkiyede dahil olmak üzere birçok ülkede panik yaratan Deli Dana krizi herkesin hafızasında az çok yer etmiştir. Avrupa’da patlak verdikten sonra hızla yayılan Deli Dana Krizi Türkiye’de de kırmızı et tüketiminin ani düşüşüne sebep olmuştu. Bu krizden zarar gören kırmızı et üreticilerinden Aytaç Et o yıllarda Avrupa’nın en büyük entegre et tesisine sahipti ve Türkiye’nin gururu olarak kabul ediliyordu. Kriz Türkiye’de kırmızı et tüketimini neredeyse yarı yarıya azaltınca Aytaç kurulduktan bir yıl sonra iflas bayrağını çekti ve 100 milyon doları aşan borcuyla Yimpaş’a satıldı. Deli Dana Krizi atlatıldıktan sonra ise marka çok uzun süre kendini toparlayamadı çünkü bu kez de ‘İslamaytaci Sermaye’ olarak kabul edilen Yimpaş etiketi üzerine yapışmıştı. Yimpaş’ın markası olarak anılması Aytaç’ın birçok markete girmesine engel oldu.

2003 yılında Levent Yıldırım’ın Aytaç Genel Müdürlüğü’ne atanması marka için dönüm noktası oldu. Levent Yıldırım, halk arasında ‘ideolojik sucuk’ olarak adlandırılan Aytaç imajını baştan yaratmak ve tekrardan ‘kitlesel bir marka’ olduklarını kabul ettirebilmek için çalışmalara başladı. Çalışmalar sürerken gıda güvenliğiyle ilgili skandallar Türkiye gündeminde başköşeye oturdu. Etsiz sucuklar, antihijyenik ortamlarda üretilen sosisler gibi haberler hızla yayılırken Yıldırım krizi fırsata dönüştürme vakti diyerek bir reklam kampanyası başlattı. Yılmaz Erdoğan, Demet Akbağ ve Beyazıt Öztürk gibi halkın güvenini kazanmış isimlerle yaptığı kampanyalar Aytaç’ın satışlarını bir yıl içinde neredeyse ikiye katladı. Sevgililer gününde ‘Yumurtayla Sucuğun Aşkı’ ilanı ve ‘Aşkın Aytaç Hali’ sloganı ise marka imajındaki değişikliği açıkça gösterdi.

Deli Dana Krizi’nden sonra birçok et üreticisi kısa sürede markalarının güvenilirliğini ve itibarını toparlarken Aytaç’ın o dönemdeki kriz iletişimindeki hataları ve sonrasında Yimpaş’a satılması o yıllarda Türkiye’nin gururu olarak lanse edilen bu markanın, bir hayli zaman dolayısıyla da güç ve para kaybetmesine sebep oldu.

Burcu Aladağ

Her Şeye Rağmen THY?!

18 Ekim, 2009

1933’ten beri havacılık sektörünün içinde yer alan ve bu konuda hep ilk’lere imza atmış olan Türk Hava Yolları, aynı zamanda Türkiye’nin ulusal havayolu şirketi yani bayrak taşıyıcısıdır. Kurulduğu günden beri yeniliklere açık olmuş ve bu sayede de gittikçe büyüyerek adını sadece Türkiye’de değil, dünyada da duyurmayı başarmıştır. Fakat her şirkette yaşanabileceği gibi THY’nin de kötü dönemleri olmadı değil. Son on yıla baktığımthy_amsterdamızda bünyesine eklediği yeni uçaklarla birlikte açılan yeni seferleri ve dolayısıyla çalışan sayısının da artması çok takdir edilesi gibi gözükse de yine son yıllarda THY’nin yaşadığı büyük kazalar(1999 Adana, 2003 Diyarbakır ve 2009 Amsterdam kazaları) ve bu kazalardaki ölü-yaralı sayısı tartışmaya değer. Her ne kadar bu kötü dönemler THY’nin imajını neredeyse hiç zedelememesine rağmen, bu kazalar sonrasındaki kriz iletişiminde başarılı olduklarını söyleyebilmek biraz zor.

Hepimizin rahatlıkla hatırladığı 2009 Şubat ayında gerçekleşen Amsterdam kazası sonrasında yaşananlar bu konuya verilebi51_1270THYHaber_toronto1lecek en iyi örnek herhalde. Kaza sonrasında THY yetkilileri ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım yaptıkları açıklamalarda ölü bulunmadığını, sadece yaralı insanlar olduğunu ve o yaralılara da ilk müdahalelerin yapıldığını belirterek düşen uçakta yakınları bulunanları oldukça rahatlatmışlardı. Fakat sonra Hollanda’dan gelen haberlerde 9 ölü olduğu duyuldu. Aynı zamanda olay yerinde yaralıların hastanelere taşınmasında da çeşitli problemler yaşandığı ortaya çıktı.

 THY gibi büyük bir havayolu şirketinin böyle bir kaza sonrasında önem vermesi gereken “ilk”leri olmalıydı ve bu “ilkler’in ilk’i” de kesinlikle “iletişim” olmalıydı, fakat THY üst düzey yöneticilerinin bile bu konuya gereken önemi veremedikleri yaptıkları çelişkili açıklamalardan anlaşılabiliyordu. Hollandalı yetkililerle iletişimi sağlayabilmekte neden o kadar geciktikleri veya neden Hollanda’da acil bir kriz masası oluşturulamadığı hala bilinmiyor.

Fakat yaşanan tüm bu aksiliklerden sonra THY’nin uçak bileti satışlarında en ufak bir değişiklik dahi bulunmaması, adlarını havacılık sektörüne gerçekten kazınmış harflerle yazdırmayı başardıklarını mı gösteriyor acaba? Bu konuyla ilgili marka ve pazarlama uzmanı Doç. Dr. İzzet Bozkurt, “Hollanda durumu iyi götürdü. Ancak bizde hayal kırıklığı yaşandı.” diyerek THY’nin Amsterdam kazasında kriz yönetimindeki başarısızlığını dile getirmiş, fakat bununla birlikte aynı konuşmasında tüm emeklerin bir anlık kazayla yok olmayacağını da belirtmiştir. Havayolları şirketlerini hizmet ve kalite yönünden değerlendiren Skytarx firmasının yaptığı anket te bu durumu kanıtlar nitelikteydi. Anket sonucunda THY`nin kazaya rağmen yerli ve yabancı yolculardan tam not aldığı ortaya çıktı.kevin_costner_thy_reklamindaki_rolu_ne

Her ne kadar THY, milyon dolarlar harcanan Kevin Costner’lı reklam filminin yayınını kazadan sonra durdurma kararı aldıysa da yolcular kendilerini “star gibi hissetmek” için THY konforundan vazgeçme kararı alamamış gibi gözüküyor.

Hazal Soğukpınar

Her Şey Güzel Gidiyordu!

12 Eylül, 2009

Her şey güzel gidiyordu gerçekten. Milyonlar harcanan outdoor reklamlarını da içeren bir pazarlama kampanyası, Ali Sabancı ve Tugay Kerimoğlu’nun yer aldığı reklam filmleri ve harika bir reklam müziği; “Ey Özgürlük”. Vodafone o kadar güzel anlattı ki Türk kamuoyuna derdini, insanlar: “Gerçekten de denemeye değer.” diyordu. Şimdi ise her şey bir anda yok oldu, sen milyonlar harca, bir sel seni ne hallere düşürsün.

“Uyuyan Dev” faktörünü de hesaba katmak lazım tabii. Vodafone, Turkcell’den daha alt bir banttan hizmet vermesine rağmen, dünyada 3G’de lider olduğu gerçeğiyle çıktı izleyici karşısına. Turkcell için bundan daha iyi bir koz olabilir mi? On yıla yakın süredir en iyi operatör olduğunu teknolojik üstünlüğüne vurgu yaparak perçinleyen Turkcell, bu kez sessizdi. Farklı bir reklam kampanyası vardı. İstanbul sokaklarına kocaman “3G Parçaları” yerleştirildi ve yazıldı altına “Merak etmiyor musun?” Ardından Hidayet Türkoğlu ile renklendirilen reklamlar. İlk reklam, farklılık getirdi Turkcell’e. Her ne kadar neden bahsedildiği tam olarak anlatılmasa da ilgi toplayabildi reklamlar. İyi veya kötü, en azından birçok eleştri aldı. İkinci reklamlar ise tam bir fTurkcellacia: “Turkcell 3G Farkı, Netteki Hız Farkı” mottosuyla danseden malzemeci ve Hidayet Türkoğlu. Gerçekten de çok güzel anlatıyor Turkcell’i. Neymiş, sevgili arkadaşımız cepten “komikli foto”lara bakacakmış, “pasvort” giriyormuş. Olağanüstü. Tam da Turkcell’in hitap ettiği kitleye yönelik. Denilebilir ki, Turkcell belki de Pepsi’nin yaptığını yapmaya çalışıyor. Seda Sayan ile daha önce ulaşamadığı evlere ulaşarak satışları ve bilinirliğini artıran Pepsi örneği, acaba biçilmiş kaftan mı Turkcell için? Tabii ki değil. Siz Türkiye’ye hitap ediyorsunuz, her yerde en net sizin çektiğinizi ve ses kalitesinin sizde en iyi olduğunu söylüyorsunuz. Boşuna mıydı, Erzurumlu çay bardağının ağzından dökülen sosyal sorumluluk cümleleri; boşuna mıydı, karlı köyde yardıma koşan “Selocan”lar. Rakip de “celebrity” kullanıyor; ama nasıl kullanacağını iyi biliyor. En azından anlatmak istediklerini anlatabiliyor karşısındakine. Sen ne yapıyorsun? Hidayet Türkoğlu antrenman yaparken yanındaki arkadaşımız 3G ile nete bağlanıyor. Gerçekten de aranan buydu zaten.

Gel gelelim; İstanbul’u mahveden sel, Vodafone’u da mahvetti. Harcadığı milyonlar bir anda puf! Özellikle ilk gün olmak üzere birkaç gün pek de sağlıklı iletşim kurulamadı Vodafone ile. Hayır basına sızan bir diğer nokta da, esas vericilerle yedeklerinin aynı santralde tutuluyor olması geyiği. Adı üstünde yedek, sen neden bunu yedeğe almıyorsun ki? Şimdilik Vodafone cephesi sessiz, Kriz İletişimi’nin anası Vodafone’un 3G Yoldaşı Zarakol da sessiz. Teknolojisinin kendine verdiği güvenle Turkcell sakin, teknolojisnin kendisine verdiği güvensizlikle Avea da sakin. Karşı atağa kalkayım diyen yok. Avea’dan zaten böyle bir şey beklemezken kimse, “Uyuyan Dev” bakalım derin uykusundan uyanabilecek mi? Belki kafasına bir basket topu çarpar da, eski parlak günlerine geri döner.

Uğurcan Aksoy


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.