‘Sosyal Medya’ Kategorisi için Arşiv

SOSYAL ILETISIM AGLARI: Baglanin, Tanisin, Paylasin…

16 Ekim, 2009

Ilk bakista genclere yeni birlikte olma alanlari saglamasiyla masum gorunen sosyal iletisim aglari,gunumuzde: beden ve mekandan bagimsiz elektronik bir alan uzerinde sahte kimliklerin insa edildigi bir yer haline gelmistir.Hergun tum dunyada toplam 3 milyar dakikadan fazla zaman ayrilan bu sosyal iletisim aglarindan en unluleri ise;

Facebook
Xing
Twitter
Plaxo
Netlog
Badoo
Jhoos
Orkut
Myspace

Son yıllarda en populer sosyal iletişim ağlarından biri olan facebook, Türkiye‟de özellikle üniversite gençliği arasında hızla yaygınlaşmaktadır Bu çalışmada sosyal iletişim ağlarından biri olan facebook un, yeni ilişkiler kurma ve mevcut ilişkileri sürdürmede alternatif sosyal mekânlar olma özelliğinin etkinliği sorgulanacaktır
Su siralar bir iletisim araci olmanin otesinde artik toplumsal bir mekan haline gelen Facebook,Twitter gibi sosyal iletisim aglari, yeni insanlarla tanisma firsati saglayan bir sosyallesme araci midir yoksa bireyleri toplumdan ve ailelerinden uzaklastiran bir etken midir sorusu son donemlerde bir cok toplumbilimcinin sorguladigi bir ikilemdir. Kimi arastirmaci bu sosyal iletisim aglarinin duygulari daha rahat ifade edebilme olanagi verdigi ve duygusal mesajlarin iletilmesini kolaylastirdigini iddia ederken kimisi bu aglari kullanmanin sosyal baglari azalttigi ve sosyal yalnizliga ittigini iddia ediyor.
Sosyal aglarin ozellikle ortak ilgi alanina sahip gencleri biraraya getirerek onlara daha fazla sosyallesme imkanina saglandigini iddia edenlere cevaben kimi uzmanlar da evinizde pijama ile lap-top kucağınızda yada pc masanızda gecenin geç saatlerine kadar vakit geçirerek, sosyal ağlarda gezerek genclerin sosyal olamayacagini, kendi örmüş olduklari ağın içinde sikisip kalacaklarini ongoruyor.
Geçtiğimiz günlerde, İngiltere’nin popüler gazetelerinden Daily Mail’de yayinlanan çok ilginç bir araştırma ikinci gorusu destekler nitelikte. Araştırmaya göre 1987 yılından bu yana insanların yakınları ile yüz yüze görüşmek yerine elektronik iletişim cihazlarını tercih edişlerinde ciddi bir artış olduğu ortaya koyuyor. Araştırmayı yorumlayan Dr. Aric Sigman, insanların yüz yüze görüştüğünde vücudun oksidin adı verilen bir hormon salgıladığını, sanal görüşmeler de ise bu koruyucu hormonun salgılanmadığı için, insanlarda hastalık riskinin arttığını ortaya koyuyor. Dr. Sigman bu yüzden Facebook veya Myspace gibi sosyal ağ sitelerinin sadece toplumsal sağlığa değil bireysel sağlığa da zarar verdiğini, hatta bu yüzden kanser riskini artırdığını iddia ediyor.

http://www.hurriyet.com.tr/teknoloji/11063817.asp

Kâr amacı gütmeyen, The Conferance Board adlı organizasyonun yapmış olduğu bir baska araştırma sonucuna bakılırsa da şaşırtıcı olan en önemli unsurun; Facebook benzeri sitelerin yaygınlaşmasıyla fiziki birlikteliğin süresininin aileler arasında gittikçe azaldığı sonucu olmuştur. Bu araştırmaya katılan tüm internet kullanıcılarının %75′i en azından bir sosyal ağ sitesine üye ve bu rakam bir önceki yıla göre %27 daha yüksek.
Butun bunlar goz onune alindiginda Facebook gibi populer sosyal iletisim aglarinin tamamen sosyallesme saglayan masum yollar olmadiginin,hatta asiriya kacildiginda tam ters etki yaratarak bireyleri sosyal yalnizliga ittiginin de bilincin de olmak gerek…
Serdar Capar

Sosyal Medya, PR ve Geleneksel Medya Üçlemi

2 Ekim, 2009

Ekonomik krizin etkisiyle birçok markanın reklam vermekten kaçınması ve buna bağlı olarak reklamın azalması, markaların PR üzerine yoğunlaşması hatta neredeyse tamamen PR’a yönelmesi PR’cıları bir hayli zor duruma düşürdü.

Markaların PR sektörüne yüklenmesi ve PR ajanslarına baskı yaparak haber niteliği olmayan konuları dahi çeşitli yayınlarda haber yapılması talebinde bulunmaları ise çoğu zaman basınla PR ajanslarını karşı karşıya getirmeye başladı. Bir yandan gazetecilerle ilişkilerini sıkı tutmaya gayret eden PR şirketleri diğer yandan özellikle son yıllarda sosyal medyanın hızlı yükselişiyle birlikte tanınmış blog yazarlarıyla da iletişimlerini artırmaya başladı. Son dönemlerde gazetecilerle birlikte bloggerlara da basın kitleri gönderilmesi, bloggerların basın gezileri ve basın toplantılarına çağrılması ise gazetecilerin tepkisini çekti. Bloggerlarla aynı muameleye tabi tutulduklarını düşünen gazeteciler en son 3G tanıtımları haftasında bu durumun onlara verdiği rahatsızlığı açıkça dile getirdiler.

imagesSosyal medya gibi çok etkili bir ağı ellerinde tutan bloggerlar ise gazetecilerin bu tutumuna tepkilerini konuyu sanal ortamdaki birçok alana yayarak gösterdiler. Geleneksel çizgideki gazetecilerle ilgili ‘Yok olmaya yüz tuttukları için bizi çekemiyorlar’ diyen bloggerlar arasında patlak veren bu savaşta iki arada bir derede kalan PR şirketlerinin aradaki dengeyi korumak için nasıl stratejiler izleyeceklerini ise ileriki zamanlarda göreceğiz.

Burcu Aladağ

Sosyal Medyanın Yeni Yüzü:Twitter

24 Eylül, 2009

twitterSosyal medya, günümüzde hayatımızın içerisinde o kadar aktif hale geldi ki onsuz yaşayamaz olduk. Öncelikle MSN geldi hayatımıza sonrasında birden çoğaldılar genel olarak Sosyal Medya araçları. Geçen sene bu dönemlerde bir Facebook çılgınlığıdır gidiyordu şimdi de Twitter çıktı karşımıza. Her geçen gün Twitter kullanıcı sayısı onbinlerle ifade edilebilecek hızla artıyor.

Twitter nedir? Twitter, kişilerin 140 karakterle sınırlanan statuslerine ne yaptıklarını anında yazmaları. İngilizce’de “twittering” adında bir fiil yarattı kendisine şimdiden.

Peki, Twitter’ı bu kadar eşsiz yapan şey ne? Aslında Twitter’ın en büyük avatantajı, insanları ünlülerle hiç olmadıkları kadar yakınlaştırması. Ünlü kişiler yaptıkları şeyleri anında Twitter’a girip hayranlarıyla paylaşıyorlar. Tamamen masum amaçlarla kurulan Facebook gibi Twitter’da bir süre sonra pazarlama dünyasının eline düştü. Büyük şirketler Twitter’ın kullanıcı sayısının bu kadar hızla artmasını göz ardı edemediler ve bir çoğu kendi Twitter sayfalarını açtılar.Şu an  her sektörden bir çok şirket Twitter’da aktif durumda.

Şirketlerin orada olması sizin sürekli onları göreceğiniz ve onların sürekli kendi ürünlerini tanıttıkları anlamına gelmiyor. Esas reklamı onların ürünlerini kullanan “biz” kullanıcılar yapıyoruz. Örneğin, Sony’nin bir ürününü kullandınız ve çok memnun kaldınız bunu hemen Twitter’da paylaşıyorsunuz, sizi takip eden bütün kişiler bunu görüyor. Sizi takip edenler de Twitter’daki Sony sayfasını inceliyorlar ve sonunda Sony’i takip etmeye başlıyorlar. Oldukça zekice, basit ve masrafsız bir pazarlama çeşidi.

Şirketlerin Twitter’ı kullanmasının bir başka sebebi ise çok hızlı ve etkili feedback alımını sağlaması. Kullanıcılar kullandıkları ürünler hakkında şirketler hakkında yazarken aslında şirketlerin çok iyi bir şekilde reklamını yapıyorlar. Tabii ki eğer feedback kötüyse durum değişebiliyor da.

Twitter’ın kazancı ne oluyor peki? Twitter’ın sitesinde yazana göre Twitter kazandığından çok harcıyor. Ancak bir internet sitesinin asıl kazancı o sitenin günlük tıklanma sayısıdır. Sitenin yakında kenar boşluklarına  reklam almaya başlayacağına inanıyorum. Her gün kullanıcı sayısı onbinlerle ifade edilebilecek bir hızla artan bir sosyal medya kuruluşunun reklam almakta zorluk çekeceğini söylemek gerçekçi olmaz.

Umut Can Kurt

ELLE TUTULAMAYAN SOSYAL MEDYA KİTLESİ

4 Eylül, 2009
ELLE TUTULAMAYAN SOSYAL MEDYA KİTLESİ

ELLE TUTULAMAYAN SOSYAL MEDYA KİTLESİ

Son zamanlarda Obama seçiminin de etkisiyle sosyal medyanın gücünden bahsedip durur olduk. Halkla İlişkiler alanı ile ilgilenenler artık şirketlere sosyal medyaya yönelmesi yönünde tavsiyeler veriyorlar. Peki sosyal medya ile tam olarak kimler uğraşıyor bunun etkileri ne yönde oluyor?

Sosyal medyanın elle tutulamayan kısmı tam olarak da bu. Markalar açısından sosyal medyanın kullanımı hem şirket çalışanları hem de markanın tüketicileri tarafından gerçekleşiyor. Şirketler açısından bakarsak markalar sosyal medyayı kullanmakta biraz zorlanıyor. Çünkü sektörünün lideri olan şirketler için sosyal medya araçlarını kullanmak o işe sıfırdan başlamak gibi bir şey. Emek isteyen bu alan, şirketlerde bu işle uğraşan insanların sabırlı olmalarını gerektiriyor. Sosyal medya kullanımı sektörlerinde bir numara olmaya benzemiyor.

Şirketlerin zorlanmasının yanı sıra şirketler kendi markalarını başkalarının ellerine emanet ediyorlar. Sosyal medyayı kullanan “başkalarının” bunu kullanabilme becerisi, şirketin marka değerine yarar sağlayabileceği kadar zarar da verebilir. Bunun için aslında sosyal medyayı kişilerden çok şirketlerin kullanması hatta bazı noktalarda bunu kendi denetimine alması gerekiyor. Çünkü herhangi bir kişinin bir marka hakkında internet üzerinden yayabileceği ve marka değerine zarar veren bilgi ve görüşlerin yayıldığı alanın ölçülmesi zor.

Sosyal medya mecralarında Twitter, Facebook gibi oluşumların yanında bloglar da var. Günümüz halkla ilişkiler çalışanları her ne kadar blogların çok geliştiğini ve her gencin bir blog açması gerektiğini söyleseler ve kısmen haklı olsalar da blog yazarları blogların hala bir medya aracı olamadığını kabul etmiş durumdalar. Fakat bazı markalar iletişim stratejilerinin temeline sosyal medyayı oturtuyor ve blogları da kullandıkları sosyal medya araçlarının temel öğesi haline getiriyorlar. Bunun son örnekleri Levi’s ve Ford. Marketing Türkiye’deki bir habere göre,

“ABD’de, gelecek yıl piyasaya süreceği son Model Fiesta’nın farkındalığını arttırmak için Ford, sosyal medyadan yararlanmayı tanıtım stratejisinin merkezine yerleştirmiş durumda. Otomobil devi, Nisan ayında, 6 ay boyunca 100 etkin blogcuya, kullanmaları için Fiestayı verdi. Ve bunun için de blogculardan Youtube’a her ay, otomobile ilişin kullanıcıların dürüst fikirlerini de içeren yeni videolar eklemelerini istedi. Benzer biçimde, Ford bu blogçu grubun görüşlerini, modelin piyasaya sürüleceği 2010 başından önce, Facebook ve Twitter gibi sosyal ağlarda tartışmaları için teşvik etti. Ford’un sosyal medyadan sorumlu başkanı, Scott Monyt, bu yaklaşımın “firma tarihi için son derece önemli” olduğunu açıkladı. Ve bunun kültür değişimi ve sürekli gelişen bir iletişim biçimine adapte olmak olduğunu, blogçuların tamamen istediklerini söylemekte özgür olduklarını belirtti.”

Sosyal medyanın elemanları, bloggerlardan bazıları ise bu durumu bloglarında değerlendirmişler. Görüşler şirketlerin sosyal medya konusunda henüz yetkin konuma gelmedikleri için işi bloggerlara bırakıp bloggerları şirketin dostu insanlar olarak gördükleri yönünde. Oysa ki onlara gore olması gereken, şirket içinden iletişim kanallarından sorumlu çalışanların blog açmaları, o şirkette çalıştıklarını dürüstçe belirtmeleri ve reklam kokan açıklamalardan uzak, yorum katmadan marka hakkında bilgi vermeleri yönünde.

Hızla gelişen sosyal medyanın eksikleri de aynı hızla kapanabilecek mi sorusunu ve bu yeni iletişim alanının gelişimini hep birlikte facebook hesaplarımızdan takip edeceğiz.


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.