‘Pazarlama’ Kategorisi için Arşiv

Fizy Erişime Açıldı!

3 Ocak, 2011

Fizy’e erişimi kim engelledi bilmem ama bu engellemenin fizy’e çok şet kattığı ve katacağı ortada..

Ben böyle bir yasaklama görmedim. Sitenin ana sayfasına giriyoruz, sol üst köşede ‘ We wil be back..’ gibi erişime alenen meydan okuma, sağ üst köşede sitenin Facebook sayfası için hayran olma linki, arka planda ise çarpıcı bir müzik ile İstanbul konseptli bir tanıtım filmi.

Siteyi erişime kim engel olmaya çalıştıysa çok insancılmış ki köstek olayım derken destek olmaktan öteye gidememiş.

Fizy yetkilileri de reklam için milyonlarca dolar harcama yapsalardı, bundan daha başarılı reklam yapabilirler miydi, emin değilim. Fizy, kurulduğundan  erişime kapatılmasına kadar geçen süredeki sosyal medya görünürlüğünün en az iki katına erişimin durdurulmasının ardından gelen ilk haftalık bilançoda ulaştı.

Kapatılmasının daha ilk günüyle birlikte başta Facebook ve Twitter olmak üzere her yerin ana gündem konusu Fizy oldu. Sadece ilk gün için Facebook arkadaş listemdeki elliden fazla kişi sitenin Facebook hayran sayfasını beğendi. Yine aynı gün sadece kendi Twitter sayfamda Fizy ile ilgili yüzün üzerinde tweet okudum. Haber sitelerinde, kanallarında yayınlanan fizy haberlerindense fark ettiyseniz daha hiç bahsetmedim bile.

Ki eminim yakında bizim Fizy çok daha popüler ve çok daha gelişmiş olarak gelecek. Kendiler mi erişimi engelledi yoksa dışarıdan gelen zorunluluktan mı kapatıldı orasını bilmiyorum ama bu yasaklama Fizy’nin işine fazlasıyla yaradı bence. Tüm medyayı başka türlü bu kadar etkin kullanaması imkansızdı.

Bu işin arkasındaki pazarlama dehasının önünde saygıyla eğiliyorum. Fizy’li günler bizi bekliyor.

Nazım Sansar
nazim.sansar@yahoo.com

Hep Destek Tam Destek!

12 Eylül, 2010

Dünya Basketbol Şampiyonası, bizleri de mutlu eden bir tablo ile heyecanla devam ediyor. Türkiye, bugün ABD ile finalde karşılaşacak; milyonların ilgisi, şüphesiz bu maçta.

Televizyonlarda ise farklı bir hareketlilik var. Referandum programları arasına serpilmiş dört reklam gözüme çarpıyor uzunca bir süredir. Bunlardan üçü milli takımın ana sponsorları Garanti, Turkcell ve Türk Hava Yolları’na ait. Sonuncusu ise dünya şampiyonasının ana sponsoru Ülker’in daha önceki Mutlu Bir An reklamından devşirilmiş yeni hali.

Bugüne kadar A Milli Futbol Takımı’nın sponsorları da turnuvalar öncesi reklam kampanyalarıyla desteklerini Türk kamuoyu ile paylaştılar; ancak ben ilk defa bu kadar başarılı reklam kampanyalarını bir arada görüyorum. Reklamlar o kadar hareketli ve ilgi çekiyor ki THY’nin reklamında kullandığı “Türkler Uçuyor!” sloganı, çoktan dillere düştü. Sosyal paylaşım ağlarında bu sloganı ileti olarak paylaşan insan sayısı bir hayli fazla.

Asıl değinmek istediğim nokta ise başka. Her turnuva, şampiyona benzeri organizasyonlar öncesi reklam kuşaklarında binlerce “destek reklamı” görürsünüz. Alakalı olsun olmasın onlarca şirket/marka, Türk izleyicisine, Türk Milli … Takımı’na destek verdiklerini açıklarlar. Bunların yalnızca birkaçı resmi sponsordur. Amaç, bu ani gelişen ve büyüyen hedef kitlede bir pay kapabilmek. Sponsor olmasa bile birçok marka reklamlarında moda olan temayı vurgulamaktan geri kalamaz tabii ki. Peki, bu ne kadar başarılı bir reklam stratejisi? Gerçekten işliyor mu? Seyirci bunu ayırt edebiliyor mu, yoksa doğal seleksiyon mu var işin içinde biraz da?

İşliyor; ama bir yere kadar. FIFA 2010 istatistikleri gösterdi ki turnuva öncesi sponsor olmayan markalar yaratıcı reklam kampanyaları ile ilgiyi üzerine çekse de turnuva ile birlikte ilgi sponsor markalara dönüyor. Coca-Cola, Pepsi’nin turnuva öncesi elde ettiği ilgiyi kendi üzerine çekmeyi başardı. Budweiser da Carlsberg’i izleyicilerin gönül tahtından etti. Adidas’ın Nike ile olan rekabeti ise daha kıran kırana geçti. Resmi sponsor Adidas’ın başarısı kayda değer olsa da Nike’nin “Write the Future” temalı reklamlarının YouTube’daki izlenme sayısı bile birçok noktayı açıklamakta yeterli.

Gelelim Türkiye’ye. Türkiye’de ise farklı bir senaryo yaşanıyor. Bırakın turnuva öncesi ilgi görmeyi, “kaçak destekçiler”in hazırladıkları reklamların hiçbir zaman ilgi görmesine imkan yok. Görülüyor ki çoğu marka eğer sponsor değilse düşük bütçeli reklamları tercih ediyor ya da etmek zorunda kalıyor.  3 Dev Adam; Garanti, Turkcell ve Türk Hava Yolları’nın ekrana taşıdığı reklamların yanında hiç şansları yok dolayısıyla. Reklamların kalitesi yanında ekrana taşındığı saatler bile ek bir bütçe gerektiriyor zira. Türkiye’de ise bunu kaldırabilecek bir rekabet ortamı yok ne yazık ki hala. Dolayısıyla resmi sponsorlar rahat bir zafer elde ediyorlar. Umarım turnuva sonrası istatistikler bunu daha detaylı açıklayacaktır.

Anlayacağınız Türkler hem uçuyor hem de gerçek destekçilerini uçuruyor…

Uğurcan


Tanrılar Okulu

18 Nisan, 2010

DÜŞLER OKULU

Visibilia Ex Invisibilibus , gördüğümüz ve dokunduğumuz herşey görünmeyenden kaynaklanır. Stefano Elio D’Anna’nın Tanrılar Okulu felsefik, mitolojik ve hayalperest anlamda ekonomik öğeleri bir arada bulunduran eşşiz başucu yapıtlardan birisidir. Kitabın her hangi bir sayfasını açtığınızda her biri birbirinden kaliteli onlarca cümleyle karşılaşmanız çok muhtemel bir sonuç. Kitap binlerce özdeyişin bir araya getirmesiyle oluşturulmuş gibi sanki her cümle kendi başına ayrı bir kitap yazdırabilecek kadar anlamlı ve derin geliyor okuyucuya. Kitap var olan en gerçek şeyin düş olduğunu ve herşeyin düşten doğduğunu anlatıyor. Kitabın söylediği soyut fikirlerin günlük hayatta somut görüntülerini bulmak okuyucunun daha da kitaba bağlanmasını sağlıyor. Gördüğümüz için inanmayız, inandığımız için görürürüz fikri kitabın en çok vurguladığı fikirlerden birisidir. Dünya’da ki dinlerin hepsine  baktığınızda cennet inancının bu fikri nasıl desteklediğini görürsünüz. Her dinde inançlı inançsız ayrımı vardır ve yine her dinde sadece inançlı insanların cennete gideceği söylenir. Ve bu inancın kaynağı insanların inandıkları, düşledikleri şeyi yaşayacak olmalarından kaynaklanır. Düş var olan en gerçek şeydir, ve  benliğimiz yaşamımızı yaratır.

Tanrılar Okulu’nun felsefesine yakın fikirleri aslında daha önce hemen hemen herkes görmüştür. Sokrates’in bilgi sonradan öğrenilmez, sadece hatırlanabilir fikri Tanrılar Okulu’nun ana taşlarından birisidir dememiz yanlış olmaz. Sokrates de her şeyin insanın içinde olduğunu, her şeyin bireyin benliğinden kaynaklandığını belirtmiştir. Paulo Coelho’nun Simyacı’sında anlatmak istediğide Tanrılar Okulu ile paraleldir. Simyacı’da bireyin kişisel menkıbesini keşfetmesi, tasavvufta insanın nefsini terbiye etmesi ya da Tanrılar Okulu’nda kişinin iradesini kontrol etmeyi başarıp düşlemeyi öğrenebilmesi yakın görüşlerdir. Ama Tanrılar Okulu’nu onlardan farklı kılan yanları genel olarak  tüm soru işaretlerini cevaplamak, anlatılanları daha sistematik bir düzende okuyucuya sunmak ve gerçek hayataki çarpıcı ipuçlarına giden yolu aydınlatmak  şeklinde sıralayabiliriz.

Kitap gerçek, zaman ve düş konusunda da değişik açıklamalar getirerek dikkat çekiyor. Görüntü ve gerçeğin tek ve özdeş olduğunu söyleyen eser bunu: düş + zaman = görüntü formulüyle açıklıyor. Var olan herşeyin önce bir Dreamer tarafından düşlendiğini, üzerinden belli zaman geçtikten sonra dünya üzerinde maddesel görüntülerine dönüştüğünü söylüyor. Bu fikri zaman sihirli bir boya gibidir, düşlerin üzerine dökülmesiyle gerçeklik doğar şeklinde ifade edebiliriz.  Zamanla iligili diğer bir konuda insanın içinde yarattığı Dünya’da can bularak karşısına çıkan antagonistlerin mağlup edilemediği sürece aynı fikirler farklı kimlikler altında karşısına çıkacağı görüşüdür. Yani eğer atılması gereken adımlar atılmazsa, tek muhtemel geçmiş bir gün gelecek ihtimalidir.

Eğer düşler okulunda olmayı düşlüyorsanız okumanız gereken en önemli kitap Tanrılar Okulu’dur. Kitabın size verdiği son nadide tavsiye ise kral olmadan krallıklar kurmaya çalışmayın. Önce kral olun krallık zaten akabinde gelecektir.

NAZIM SANSAR

THY Uçuşa Geçiyor

28 Mart, 2010

Barcelona ve Manchester United gibi dünyanın dev takımlarıyla imzaladığı sponsorluk anlaşmalarıyla dikkatleri üzerine çeken THY, Avrupa’nın diğer liglerindeki takımlarla da anlaşarak bu çıkışını sürdürmek istiyor.

THY Genel Müdürü Temel Kotil’in yaptığı açıklamaya göre, THY’nin sponsorluk anlaşmaları sayesinde yıl sonunda büyüme oranı ekstra 5-6 puan artacak. Bu anlaşmalar sayesinde ilk iki ayda transit yolcu sayısında % 50 gibi büyük bir artış yaşadıklarını kaydeden Kotil, transit uçuşlarda diğer havayollarından yolcu aldıklarını ve bu yılki beklentilerinin %25 büyüme ile 31 milyon yolcuyu transit taşımak olduğunu belirtti. Toplam yolcu sayısındaki payı %30’lara kadar çıkan transit yolcular, sponsorlukların da etkisiyle THY’nin yarattığı güzel imajdan etkilenerek, uzun uçuşlarını İstanbul aktarmalı olarak yapıyorlar.

Barcelona ile Nou Camp Stadında 3 yıllık bir sponsorluk anlaşması imzalayan THY, bunun için dev İspanyol kulubüne toplam 9 milyon euro ödeyecek. Ancak şirket, takımı taşıdığı her tarifesiz uçuşun ücretini geri alarak ödediği paranın bir kısmını tekrar elde etmiş olacak. Keza Manchester United’la da yapılan 3.5 yıllık anlaşma gereği takımı bütün maçlara, turnuvalara ve eğitim kamplarına THY taşıyacak. Ayrıca Old Trafford Stadındaki tüm reklam panolarında THY’nin logosu olacak. Dünyaca tanınan, maçları takip edilen bu saygıdeğer kulüplerle yapılan sponsorluk anlaşmalarının THY’nin tüm dünyadaki imajına olumlu katkı sağlayacağı bir gerçek. Bunun sonucunda da THY aracılığıyla Türkiye temsil edilmiş olacak.

THY Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Topçu, Barcelona ve Manchester United’la imzalanan sponsorluk anlaşmalarının ardından, dünyanın dört bir yanındaki kulüplerden sponsorluk teklifi aldıklarını söyledi. Avrupa’dan ve özellikle Rusya’dan pek çok kulubün kendilerine sponsorluk teklifiyle geldiklerini belirten Topçu, çıtayı düşürmemek adına sponsorluk anlaşmalarına geçici bir süre nokta koyacaklarını kaydetti. İleride reklam için daha değişik organizasyonlar yapacaklarını söyleyen Topçu, bu nedenle 2010 yılında reklam bütçesinin 30 milyon dolardan 70 milyon dolara çıkarıldığına dikkat çekti.

Türk Hava Yolları’nda işler gerçekten güzel bir şekilde ilerliyor. Krize rağmen büyümeye devam eden THY, Avrupa’nın en büyük dördüncü havayolu şirketi. Genç uçak filosu, artan uçuş noktaları ve yolcuları memnun bırakan hizmet kalitesiyle Avrupa’nın ve dünyanın en önemli havayolu şirketleri arasındaki yerini aldı. Bize de “Yolun açık olsun Türk Hava Yolları!” demekten başka bir şey düşmüyor sanırım.

Mert Emre Kalaoğlu

Apple’dan Yine Aynı Taktik

18 Mart, 2010

iPhone’un çıkmasında 3 yıl sonra, Apple teknoloji gündemini bu sefer iPad’le sarstı. Dokunmatik ekran teknolojisinde yerini iyice sağlamlaştıran Apple bu teknolojide başkalarına pabuç bırakmayacağını iPad’le yeniden göstererek adeta bir gövde gösterisi yapıyor.

9.7 inçlik dokunmatik ekrana sahip olan iPad 1GHz’lik Apple A4 işlemciye sahip. Hafıza olarak 16 GB, 32 GB, 64 GB’lık modelleri mevcut. Bunun dışında taşınabilir bir alette olmazsa olmaz wireless ve bluetooth da iPad’de bulunuyor. Hızölçer, fotodedektör ve pusula gibi sensorlar iPad’de bulunmasına karşın birçok Apple taraftarını hayal kırıklığına uğratan eksiklikler var. Bunlardan birincisi iPad’de kamera olmaması. Ayrıca USB girişi de olmayan iPad’in veri aktarımında yetersiz hatta aciz olduğunu söylemek pek de yanlış olmayacaktır. Ayrıca Flash desteği olmayan iPad kullanıcılarını tatmin edemeyeceğe benziyor.

Teknik özellikler bakımından Apple iPad’de iPhone taktiğini izleyeceğe benziyor. iPhone’un ilk versiyonu olan iPhone 3G’ye baktığımızda şu an bulunan çoğu özelliğin olmadığını, daha sonra bunların eklendiğini görüyoruz. iPad’de de dokunmatik ekran dışında neredeyse hiçbir özelliğin olmadığını düşünürsek, Apple’ın aynı tehlikeli satış tekniğini kullandığı görüyoruz. Sadece markayla alışveriş yapan insanlar oldukça Apple’ın bu stratejiden vazgeçmeyeceğini söyleyebiliriz. İlerleyen zamanda iPad’in de gelişeceğini varsayarsak, almak için biraz beklememiz daha iyi olacaktır.

Enver M. Sorkun

ŞİMDİ REKLAMLAR!

9 Mart, 2010

Etkin bir iletişim aracı olan reklam her olası durumda mevcut tüm üretim türlerini tüketicilere tanıtır ve tüketicilerin piyasadaki mallar hakkında bilgi sahibi olmasını sağlar. Bunun yanı sıra alıcılar reklamlar sayesinde ürünler arasında karşılaştırma yapabilir, harcamalarında uygun ve tutarlı bir seçim yapabilirler. İşletmeler açısından ise reklam, genel itibariyle tüketici kitlesini etkileme ve bu kitleyi satın almaya yönlendirme amacı taşır. Yani firmalar bu özgün ve yaratıcı reklamlar sayesinde kendi kârlarını arttırmayı amaçlar ki zaten reklam malı kısa sürede tanıtarak üretimin kazanca dönüşüm sürecini kısaltır bu da üreticinin kâr etme olasılığını arttırmaktadır.

Reklamın tarihçesi

İnsanların arasındaki değiş-tokuşun, alışverişin başlamasıyla beraber reklamcılık kavramı ortaya çıkmıştır. Başlangıcı M.Ö. 3000li yıllara dayanan reklamcılık, eski dönemlerde tüccarların satış yapma çabasına dayanmaktaydı. Ürünlerin reklamı (tanıtımı) çığırtkanlar aracılığıyla yapılırdı. Yani bildiğimiz kitle iletişim aracıyla yapılan reklamın dışında eskiden sesli ve canlı bir nevi doğaçlama reklamcılık hâkimdi. Bu yüzden kişisel kabiliyeti (espri gücü, hitabet vs.) fazla olan daha başarılı oluyordu kuşkusuz.

Görüldüğü üzere sesli olarak başlayan reklamcılık, matbaanın icadıyla yerini bugün algıladığımız marka ve amblemlerle sergilenen reklamcılığa bırakmıştır. 1480 yılında ilk duvar afişinin Londra’da basılmasıyla reklamcılık daha somut bir hâl almış ve tüm dünyada kitle iletişim araçlarıyla birlikte yaygınlaşmaya başlamıştır.

Reklamın etkileri

Reklamın hiç kuşkusuz en belirgin etkisi ürünlere olan talebi arttırmasıdır. Bunun sonucu olarak üretimde ve refah seviyesinde artış gözlemlenir. Ayrıca, satışlarda ve üretim kapasitesinde gelişme sağlayan reklam işletmelerin büyümelerine yardımcı olur ki bu da ekonomik kalkınma ile sonuçlanır.

Yukarıdaki olumlu etkilerin yanı sıra reklam aracılığıyla insanların duygularının sömürüldüğü ve aslında ihtiyacı olmayan ürünleri satın aldıkları da yadsınamaz bir gerçektir. Çünkü reklam ürünü süsler, çekici hâle getirir özellikle bu sayede çocukları kolayca istismar edebilmektedir. Buna ek olarak da belli markaların önemini ve ona olan bağımlılığı arttırır ki bu da tekelleşmeyi yaratır.

Ancak her şeye rağmen reklamlar artık gündelik hayatımızdan kopamayacak konumdadır, adeta bizim bir parçamız haline gelmiştir. Zaten reklam yanlıştır zararlıdır, ya da insanlar için yararlıdır gibi kesin ifadeler kullanmak doğru değildir. Çünkü reklam amaca ulaşmak için kullanılan araçtır ve reklamı iyiye kullanmak ya da kötüye yormak yine biz insanların elindedir.

Tuğçe ÖZDOĞAN

Toyota’nın Başı Pedallarla Belada

13 Şubat, 2010

1918′de Japonya’da bir iplik ve dokuma şirketi olarak kurulan Toyota; bugün, dünyanın her köşesinde üretim hatları, satış ofisleri bulunan bir şirket ve dünyanın en büyük otomobil üreticilerinden biri. Toyoto Motor Corporation(TMC), minivanlardan büyük kamyonlara kadar değişen, geniş bir ürün yelpazesine sahip. Günümüzde, Toyota’yı bizim gözümüzde üst sıralarda tutan ve onun en değerli markalar arasında 8.sırada yer almasını sağlayan faktör, şirketin çevre ve insanlara sürekli saygı felsefesi. TMC, bu bağlamda ara stok miktarını düşük tutarak, sipariş miktarına eşit sayıda, israf etmeden üretim yapıyor. TMC yalnızca 2008 yılında beş kıtada 9 milyona yakın araç sattı. Dahası, 2004 yılında ABD’de 1,4 milyon araç üretilirken, 2 milyon Toyota aracı satıldı.

Toyota Motor Corporation’ın iş yapma biçiminde sürekli geçen bir ifade var, bu ifade “Kaizen”. Kaizen, sürekli iyileştirme anlamına geliyor. Ancak, yakın zamandaki bir gelişme bu felsefeye ters düşüyor. Çünkü Toyota, araçların gaz pedalı mekanizmasının aşınması ve bazı durumlarda takılması sebebiyle piyasadaki araçlarının bir kısmını geri çağırıyor. Çağrılan araç sayısı 2 milyondan fazla ve bu araçlar arasında 2009-2010 yılı RAV4, 2009-2010 yılı Corolla, 2009-2010 yılı Matrix, 2005-2010 yılı Avalon, 2007-2010 yılı Camry, 2010 yılı Highlander, 2007-2010 yılı Tundra ve 2008-2010 yılı Sequoia var. ABD Ulusal Otoyolu Trafik Güvenlik İdaresi, “sorunun ciddi bir güvenlik konusu olduğunu ve Toyota’nın derhal hareket geçmesinin memnuniyet verici olduğunu” açıkladı. TMC’nin en önem verdiği konular arasında müşteri memnuniyeti ve güvenlik de var. Bu sebeple şirket, operasyonlar için 1 milyar dolar ile 2 milyar dolar arasında harcama yapacak. Şirketin borsadaki değer kaybı ise 21 milyar dolar. Ancak, bu miktarlar bile Toyota gibi bir şirketin müşteri memnuniyeti ve güvenini koruması yanında önemsiz kalıyor.

Toyota Motor Corporation şirketinin kurucusu Kiichiro Toyoda, 1939 Mayısında şöyle demişti: “Şu andan itibaren herkesin el ele vererek, üstün araçlar üretmenin yolunu bulmak üzere çalışmasını istiyorum.” Bugün Toyota, müşteri memnuniyeti ve güvenliğine önem veren felsefesini korumak ve Kiichiro Toyoda’nın da dediği gibi el ele verip bir çıkar yolu bulmak için çalışmalı. Bana kalırsa, Toyota kadar büyük ve köklü bir şirket, kısa sürede halledilebildiği takdirde basit bir pürüz yüzünden çok fazla zarar görmeyecektir.

A.Burak Dikmenoğlu

Hayvanları Deneylerimize Alet Etmeli Miyiz?

18 Aralık, 2009


İnsanoğlu eski çağlardan beri gelişim içerisindedir. Bu gelişim günümüzde inanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Birçok alanda meydana gelen bu gelişmeler insanoğlunun başarısını gözler önüne sermektedir. Bu başarıyı elde edebilmek, günümüze taşıyabilmek ve devamlılığını sağlayabilmek için insanoğlu bir takım çalışmalar, deneyler yapmış ve bu çalışmalar sayesinde önemli sayılabilecek bilimsel gerçekleri ortaya çıkarmışlardır. Tabii ki bu deneylerde çeşitli organizmalar (fare, köpek, maymun vs) kobay olarak kullanılmıştır ve bu organizmalar sayesinde insanoğlu yaptığı çalışmaların insan yaşamına uygulanabilirliği konusunda önemli ipuçları elde etmiştir. Ayrıca insanlar yaptıkları bu deneyler sırasında bazı organizmaların diğer organizmalar için yararlı olabilecek özelliklerini ortaya çıkarmışlardır. Örnek verecek olursak arıların iğnesinde ki bir maddenin insanları iyileştirmek için kullanılabileceği gözlemlenmiştir. Bir baksa örnek olarak keçilerin ATryn adlı ilacı üretmek için kullanıldığını gösterebiliriz. ATryn tıp dilinde antitrombin (kanda pıhtılaşmayı önleyen madde) eksikliği adı verilen hastalığın semptotik tedavisinde kullanılmaktadır(ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz). Örneklerden de anlaşılacağı gibi hayvanların bu tip deneylerde kullanılması hem bu bilimsel çalışmaların devamlılığı hem de insanoğlunun kendisini sürekli olarak geliştirmesine, yeni projelere başlamasına imkân tanımaktadır. Bu canlılar araştırma projelerinde de önemli rol oynamaktadırlar. İngiltere Sağlık Bakanı Ian Pearson bir röportajında yukarıda söylediğimizi destekler nitelikte şu ifadeleri kullanmıştır: “Araştırma projelerinde bu tip organizmaları kullanmak bilimsel gelişmelerin küçük ama çok önemli bir kısmını oluşturmaktadır.” Ayrıca Michigan Society Sağlık Araştırma Derneğine göre şizofreni hakkında günümüzde elde edilen bilgiler hayvan davranışları ve onların beyinsel dokuları üzerine yapılan deneylerden gelmektedir. Yani tüm bunlardan da anlaşılacağı gibi hayvanları bu tip projelerde kullanmasaydık, şizofreni hakkında bu kadar bilgiye ulaşmamız mümkün olmazdı. Bir başka açıdan bakacak olursak, hayvanları deneylerde kullanmak bize sadece bilimsel gelişmelerde değil, öğrencilerin derslerinde (özellikle biyoloji dersinde) öğrendiklerini uygulama fırsatı vermektedir. Örneğin veterinerlik okuyan öğrencilerin alması gereken anatomi derslerinde hayvanları kullanmadan dersleri verimli bir şekilde götürebilmek neredeyse imkansızdır. Çünkü bu derslerde öğrenciler hayvanların morfolojisini(biçimini, yapısını) incelemektedirler. Hayvanlar olmadan bu dersi sürdürebilmek neredeyse imkânsızdır. Tüm bu örneklerden de anlaşılacağı üzere hayvanları deneylerde, araştırma projelerinde kullanmak bilimsel gelişmenin devamı için gerçekten önemlidir. Ancak bunu yaparken hayvanlara zarar vermeden ya da bunu en asgari seviyeye düşürerek yapmamız gerekmektedir. Bunun yanında kullanılan hayvan sayısını da en aza indirmek için çalışmalarımızı yürütmeliyiz. Ancak sonuç olarak anlaşılacağı gibi bu organizmalar olmadan bilimsel gelişmeyi devam ettirebilmek gerçekten çok zor.

Kayhan KÖKBUDAK

SİGARA PAKETLERİNDE RADİKAL DEĞİŞİKLİKLER

9 Aralık, 2009


Hepimizin bildiği gibi 2008 yılının 19 Mayıs’ında yürürlüğe giren “Dumansız Hava Sahası Projesi” kapsamında kapalı alanlarda sigara içilmesi yasaklanmıştı. Tabi sigara içmeyenler için bu, yeni bir proje yeni bir heyecan… Ellerine güzel bir fırsat geçti ve onlar da bu fırsatı en güzel şekilde değerlendiriyorlar. Kapalı alanların duvarlarını “Sigara içilmez. Cezası: 62 TL” yazan afişlerle donattılar. Bu kararın ne kadar uygulanıp ne kadar uygulanmadığı tartışılırken geçtiğimiz temmuz ayında “Tüm kapalı alanlar dumansız hava sahası oluyor” dendi ve kullanıcılarda yine yeni bir şok! O tarihten sonra restoranlarda, kafelerde, kahvelerde ve alışveriş merkezlerinde sigara içilmesi yasaklandı. Duvarlara asılan afişler arttı, duman sensörleri takılmaya başlandı ve  kontroller  artırıldı. Bu kimini mutlu ederken kimini de çok üzdü tabi. Sigara yasağı yüzünden mekânlar sinek avlamaya başladı ve özellikle kararın uygulanmaya başlandığı yaz aylarında restoranlar ve kafeler masalarını sokaklara taşımaya başladı. Herkes bu soruna elinden geldiğince çözümler bulmaya çalıştı ve hala çalışıyor.

Bir yandan “Sigara fiyatları iki katına çıkacak” söylentileri sigara tiryakilerinin aklını kurcalarken,  bir de sigaraların üzerinde bulunan “Sigara sağlığa sağlığa zararlıdır.” yazısının yeterli olmadığı görülmüş! Yılbaşından itibaren paketlerin üzerinde sigaranın olumsuz etkilerini gösteren resimler olacakmış. Gayet yaratıcı ve etkileyici resimlerin sigara paketleri üzerinde yer alması ibret verici olması özelliğiyle güzel düşünülmüş. Bağımlıları sigarayı bırakmaya yönlendireceğine inanılan birtakım görsel parçalar olarak, sigara yüzünden mahvolmuş bir akciğerin resmi, sigara yüzünden ölen bir kişinin morgdaki resmi,  solunum zorluğu çeken bir kişinin makinelere bağlanmış haldeki resmi, sigaranın bağımlılığını anlatan sigaralardan yapılmış bir hapishane resmi vb birçok görsel koyulacakmış. Bu örnekler bizi daha şimdiden sigaradan soğutan şeyler ama paketlerin üzerine konacak cinsel iktidarsızlığı anlatan resim Türk erkekleri üzerinde çok daha büyük etki yaratacak gibi. Resimde, yatağın içinde bir yanda bir kadın, bir yanda bir adam boş boş oturuyorlar ve kadın adama bakarken adam ellerini bağlamış başka bir tarafa bakıyor. Bu resmin erkekler için, parçalanmış ciğer resminden daha etkili olacağına eminim. Gerçi Sağlık Bakanlığı’ndan daha büyük ataklar beklemiyor değiliz. Bekleyip göreceğiz… Bakalım daha neler yapılacak sigara konusunda…

Anıl Aktürkçe

Sony Ericsson ve WTA

2 Aralık, 2009


WTA(Women’s Tennis Association) bayanlar arası tenis turnuvalarını düzenleyen ana kuruluşun kısaltması.WTA yıl içerisinde Grand Slam turnuvaları (Avustralya Açık,Roland Garros,Wimbledon ve Amerika Açık) dışında,düzenlenen WTA Tur adındaki profesyonel tenis takvimini düzenliyor.Grand Slam turnuvaları WTA Tur içerisinde yer almalarına rağmen WTA tarafından düzenlenmiyor.Tenis,dünyada gittikçe popülerliği artan bir spor olduğundan dolayı büyük şirketlerin dikkatini çekmekte hiç zorlanmıyor.WTA’in eski CEO’su Larry Scott, WTA’yi ATP(Association ofTennis Professionals) olarak bilinen profesyonel erkekler tenisi kadar güçlü bir duruma getirecek sponsorluk anlaşmaları imzalamış ve bu sponsorluklar kadınlar tenisinin dünyada popülerliğinin artmasına oldukça katkıda bulunmuştu.2005 yılında Sony-Ericsson’la yapılan 88 milyon dolarlık sponsorluk dünyada şimdiye kadar bayan sporları arasında yapılan en büyük sponsorluk anlaşmasıydı.Spor dünyasında ünlenen bu anlaşma hem WTA’in kredibilitesini arttırdı hem de WTA’yi oldukça güçlü ve popüler yaptı.Sony Ericsson ise hem dünyanın en popüler kadın sporcularıyla çalışma fırsatı yakaladı.Hem de çok ünlü organizasyonlarla ününe ün kattı.Bu 88 milyon dolarlık anlaşma içerisinde bütün WTA turnuvalarında yer almak, WTA’in internet sitesinin adına ortak olmak(bkz. sonyericssonwtatour.com) ve sezon sonu şampiyonasının adının Sony Ericsson Championships olması,  Sony Ericsson için oldukça iyi bir yatırım olduğunun kanıtı.

Ancak Larry Scott’un bu başarısı dikkat çekti ve Pacific Ten Konfreansı  kurul üyesi olması teklifi alınca başında bulunduğu WTA’yi meslektaşı Stacey Allaster’a bıraktı. Stacey Allester ne kadar uğraşmasına karşın ne Sony Ericsson’ı sponsorluk için ikna edebildi ne de onun yerini alacak bir sponsorluk anlaşması imzalayabildi.En son kasım ayında Sony Ericsson’dan yapılan açıklama WTA’yi biraz daha zora soktu.Sony Ericsson anlaşmayı yenilememe konusunda kararlı olduğunu açıkladı.

Günlük hayatımızda da iç içe olduğumuz bir sürü tenis oyuncusunun (örneğin: Maria Sharapova, Serena ve Venus Williams, Justine Henin) aktif bir şekilde katıldığı WTA Tur Ocak 2010’da bitecek sponsorluk anlaşmasının yerine yenisini arıyor. Ancak kriz sonrası çekingenliğin bulunduğu ortamda eski sponsorluk anlaşması kadar büyük teklifler almaması WTA’yi oldukça zora sokuyor. İlerleyen günlerde neler olacağını hep beraber göreceğiz.

www.sonyericssonwtatour.com

http://en.wikipedia.org/wiki/Women%27s_Tennis_Association

Umut Can Kurt


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.