‘Satış’ Kategorisi için Arşiv

Apple’dan Yine Aynı Taktik

18 Mart, 2010

iPhone’un çıkmasında 3 yıl sonra, Apple teknoloji gündemini bu sefer iPad’le sarstı. Dokunmatik ekran teknolojisinde yerini iyice sağlamlaştıran Apple bu teknolojide başkalarına pabuç bırakmayacağını iPad’le yeniden göstererek adeta bir gövde gösterisi yapıyor.

9.7 inçlik dokunmatik ekrana sahip olan iPad 1GHz’lik Apple A4 işlemciye sahip. Hafıza olarak 16 GB, 32 GB, 64 GB’lık modelleri mevcut. Bunun dışında taşınabilir bir alette olmazsa olmaz wireless ve bluetooth da iPad’de bulunuyor. Hızölçer, fotodedektör ve pusula gibi sensorlar iPad’de bulunmasına karşın birçok Apple taraftarını hayal kırıklığına uğratan eksiklikler var. Bunlardan birincisi iPad’de kamera olmaması. Ayrıca USB girişi de olmayan iPad’in veri aktarımında yetersiz hatta aciz olduğunu söylemek pek de yanlış olmayacaktır. Ayrıca Flash desteği olmayan iPad kullanıcılarını tatmin edemeyeceğe benziyor.

Teknik özellikler bakımından Apple iPad’de iPhone taktiğini izleyeceğe benziyor. iPhone’un ilk versiyonu olan iPhone 3G’ye baktığımızda şu an bulunan çoğu özelliğin olmadığını, daha sonra bunların eklendiğini görüyoruz. iPad’de de dokunmatik ekran dışında neredeyse hiçbir özelliğin olmadığını düşünürsek, Apple’ın aynı tehlikeli satış tekniğini kullandığı görüyoruz. Sadece markayla alışveriş yapan insanlar oldukça Apple’ın bu stratejiden vazgeçmeyeceğini söyleyebiliriz. İlerleyen zamanda iPad’in de gelişeceğini varsayarsak, almak için biraz beklememiz daha iyi olacaktır.

Enver M. Sorkun

Toyota’nın Başı Pedallarla Belada

13 Şubat, 2010

1918′de Japonya’da bir iplik ve dokuma şirketi olarak kurulan Toyota; bugün, dünyanın her köşesinde üretim hatları, satış ofisleri bulunan bir şirket ve dünyanın en büyük otomobil üreticilerinden biri. Toyoto Motor Corporation(TMC), minivanlardan büyük kamyonlara kadar değişen, geniş bir ürün yelpazesine sahip. Günümüzde, Toyota’yı bizim gözümüzde üst sıralarda tutan ve onun en değerli markalar arasında 8.sırada yer almasını sağlayan faktör, şirketin çevre ve insanlara sürekli saygı felsefesi. TMC, bu bağlamda ara stok miktarını düşük tutarak, sipariş miktarına eşit sayıda, israf etmeden üretim yapıyor. TMC yalnızca 2008 yılında beş kıtada 9 milyona yakın araç sattı. Dahası, 2004 yılında ABD’de 1,4 milyon araç üretilirken, 2 milyon Toyota aracı satıldı.

Toyota Motor Corporation’ın iş yapma biçiminde sürekli geçen bir ifade var, bu ifade “Kaizen”. Kaizen, sürekli iyileştirme anlamına geliyor. Ancak, yakın zamandaki bir gelişme bu felsefeye ters düşüyor. Çünkü Toyota, araçların gaz pedalı mekanizmasının aşınması ve bazı durumlarda takılması sebebiyle piyasadaki araçlarının bir kısmını geri çağırıyor. Çağrılan araç sayısı 2 milyondan fazla ve bu araçlar arasında 2009-2010 yılı RAV4, 2009-2010 yılı Corolla, 2009-2010 yılı Matrix, 2005-2010 yılı Avalon, 2007-2010 yılı Camry, 2010 yılı Highlander, 2007-2010 yılı Tundra ve 2008-2010 yılı Sequoia var. ABD Ulusal Otoyolu Trafik Güvenlik İdaresi, “sorunun ciddi bir güvenlik konusu olduğunu ve Toyota’nın derhal hareket geçmesinin memnuniyet verici olduğunu” açıkladı. TMC’nin en önem verdiği konular arasında müşteri memnuniyeti ve güvenlik de var. Bu sebeple şirket, operasyonlar için 1 milyar dolar ile 2 milyar dolar arasında harcama yapacak. Şirketin borsadaki değer kaybı ise 21 milyar dolar. Ancak, bu miktarlar bile Toyota gibi bir şirketin müşteri memnuniyeti ve güvenini koruması yanında önemsiz kalıyor.

Toyota Motor Corporation şirketinin kurucusu Kiichiro Toyoda, 1939 Mayısında şöyle demişti: “Şu andan itibaren herkesin el ele vererek, üstün araçlar üretmenin yolunu bulmak üzere çalışmasını istiyorum.” Bugün Toyota, müşteri memnuniyeti ve güvenliğine önem veren felsefesini korumak ve Kiichiro Toyoda’nın da dediği gibi el ele verip bir çıkar yolu bulmak için çalışmalı. Bana kalırsa, Toyota kadar büyük ve köklü bir şirket, kısa sürede halledilebildiği takdirde basit bir pürüz yüzünden çok fazla zarar görmeyecektir.

A.Burak Dikmenoğlu

Markaların Gençlik Aşkı

11 Ekim, 2009

Genç nüfusun markaların bilinirliğindeki ve pazar payındaki etkisi göz ardı edilemeyecek bir gerçek. Markalar, gençlere yönelik iletişim faaliyetleri ve gençlerin zevklerine, düşünce tarzlarına uygun piyasaya sürdükleri ürünler ile markalarına yeni bir renk, yeni bir soluk katmaya çalışıyorlar.

Genç dediğimiz kitle, zevkleri ve düşünce yapısı ile kendinden önceki Gençlerjenerasyondan çok büyük farklılık gösteriyor. Çok farklı şeylerden etkilenebiliyorlar. Peki, nedir onları bu kadar farklı yapan ve kendinden önceki jenerasyondan farklı kılan özellikler? Gençlerin farklılaşmasını sağlayan en önemli etkenlerden biri, kuşkusuz internet. Web insanı içine çeken bir dünya. Kendini ona kaptırdığı an, gerçek dünyanın yanında sanal dünyada yeni bir hayata başlıyor insan. Bu sanal dünyanın içine çektikleri arasında en fazla genç nüfus var. Çoğu, sanal oyunlarda kendine yeni bir hayat yaratıyor. Sanal alemde çıktıkları geziler, onları farklı bireyler haline getiriyor. Gerçek olmayan bu dünyada deneyimledikleri şeyler de onların zevklerini ve düşüncelerini derinden etkiliyor. Gerçek hayatlarında çoğu mesaja açık olan gençler, sanal dünyanın tadına baktıktan sonra daha seçici oluyorlar. Her markanın yolladığı her mesaja kapılarını açmıyorlar. Gençleri farklılaştıran ve onları daha seçici yapan sadece internet değil tabi ki. Sanal dünyanın yanı sıra gençleri etkileyen bir diğer unsur, sosyal hayat. Gençlerin içinde bulunduğu sosyal ortam, onların seçtiği markalarda, gittikleri restaurantlarda, dinledikleri müzikte bile etkili oluyor çünkü gençler, kendilerini kabullendirme çabasında oldukları arkadaş çevresinde etkili olmak istiyor; bu nedenle kuvvetli markalarla kendilerini özleştirmek istiyorlar.

Peki, markalar gençleri anlamak ve onlara ulaşmak için ne yapıyor? Markalar, gençlerin tepki süreçlerine ve nasıl tepki verdiklerine dair bilgi edinmek için gençlerle çalışıyor. Üniversitede okuyan birçok genç, markaların kampüsteki elçisi oluyor. Markaların birlikte çalıştığı iletişim ajansları da kendilerine takım arkadaşı olarak üniversite öğrencilerini seçiyor çünkü bu gençler kampüs hayatını birlikte paylaştıkları arkadaşlarının zevklerini, düşüncelerini biliyorlar ve bu düşüncelere onlar da sahipler. Markalar, sahip oldukları marka değerlerini ve pazar paylarını arttırmak için gençlerin en önemli segment olduğunu gayet iyi biliyor. Bugünün gençleri, yarının sahipleri olacaklar. Bir markanın geleceği de işte en çok bu yüzden onlara bağlı.

Gençlere hem alanındaki hizmetleri ile hem de iletişim faaliyetleri ile verdiği gnctrkcllönemi gösteren en önemli firmalardan biri, Turkcell. Turkcell’in gençler için yaptığı çalışmaların en göze çarpanı Gnctrkcll ve Kampuscell. Turkcell, gençlerin özellikle öğrencilerin bu sektör için önemini kavramış durumda. Gnctrkcll ve Kampuscell ile sağladığı ucuz tarifeler, sinema bileti avantajı, belirli mağazalarda Genç Turkcellli’lere sunulan indirimler gibi iletişim çalışmaları ile gençlere kendilerini özel hissettirmeyi başarabilmiş olan Turkcell,  daralan pazar koşullarında gençlerin öneminin her geçen gün daha da arttığını biliyor. Turkcell gibi bu gerçeğin farkında olan markalar da gençlik aşkıyla yanıp tutuşuyor.

Merve Akgül

Telefon Satışları Gerilerken Karlı Çıkan Kim?

25 Eylül, 2009

Tahmin etmek zor olmasa gerek. iPhone, 2009’un ikinci çeyreğinde %600’lük bir büyümeye ulaşarak Batı Avrupa’daki cep telefonu satışlarındaki %6’lık gerilemeye rağmen rüştünü bir kere daha ispatladı.

IDC’nin yaptığı araştırmaya göre bu çeyrekte toplam 42 milyon cep telefonu satışı yapıldı. Apple ise bu satışın 1,4 milyonluk kısmını elde etti. Bir önceki sene ise bu dönemde sadece 0,2 milyonluk bir satış yapabilmişlerdi.

Telefon şirketleri arasında bir diğer yüzü gülen ise Samsung. 2008-2009 karşılaştırılması yapıldığında Samsung cirosunu 10,9 milyondan 12,2 milyona yükseltti. Tabii buna neden olan faktörlerden biri de ilginçtir ki iPhone’un üzerindeki yongaların Samsung tarafından yapılması. Bunun sonucunda iPhone 3GS ilk çeyreğe göre satış oranını 10,1′den 13,9′a yükselti ve bu sayede Samsung’un kar yüzdesini 15,9′a taşıdı. Zaten iPhone 3GS’nin Pazar payı kazandığı haberleri ses getirirken Samsung da büyük miktarda işlemci satışı yaptığını açıklamıştı.

Fakat son zamanlarda çıkan söylentiler bu ortaklığın uzun sürmeyeceğini çünkü Apple’ın, işlemcileri daha ucuz olan PA Semi’ye yönlendiği söyleniyor

HAYAT ASİSTANI BACK-UP

24 Eylül, 2009

Back- Up, Boyner Grupbackup tarafından zor ve eğlenceli anlarda veya “ne yapsam” diye düşündüğümüz her anda arayabileceğimiz bir hizmet paketi olarak bizlerle tanıştırıldı. Bu hizmet paketi birçok alanı kapsıyor. Hukuk danışmanlığı, doktor hizmeti, özel gün organizasyonları ve sigorta hizmetleri Back-Up’ın kapsama alanı içindeki bir kaç şeyden biri.

“Bütün bunları kendimde yapabilirim neden bir başkasına yaptırmak için gerek duyayım ki?” diye düşünüyorsanız, bunun için Back-Up’ın bir kaç geçerli sebebi var. Her şeyden önce bireylere zaman tasarrufu sağlıyor. Düşünün ki bir özel gün organizasyonun davetlilerinden pastasına kadar her şeyiyle siz ilgileniyorsunuz ki bu çok fazla zaman alacak bir şeydir. Ancak Back-Up hizmet paketi, davetiyesinden ikramına kadar her şeyiyle kendisi ilgilenerek sizi böyle bir zahmetten kurtarmış oluyor. Çeşitli kesimlere hitap eden bu servisin sürekli seyahat halinde olan kişileri ilgilendiren özellikleri de var. Uçak bileti parasını arttıran en önemli neden yüksek servis ücretleridir. Hizmet paketinin içeriği ise bu yüksek ücretleri kapsıyor. Ayrıca seyahat sigortasını da kapsamına alan servis üyelerine sigorta avantajı da sağlıyor. Bu gibi hizmetlerin yanında müşterilerine Boyner Grup’un T-Box, Beymen ve Boyner gibi diğer kollarındaki fırsatlardan yararlanma imkânı da veriyor. İndirim çekleri ile bunu gerçekleştiren servis böylece Boyner Grubu ve iştiraklerini daha ilgi çekici hale getirmeyi hedefliyor.

Hizmet paketinin fiyatları ise içerdiği hizmetin sınırlarına göre sınıflandırılmakta. Hizmetin kotasına göre insanları cezbetmeyi amaçlayan paketlerin, Boyner Grup tarafından hedefi ise bu sene 500.000 müşteriye sahip olmaktır. Harcanan düşünsel ve fiziksel enerjiyi müşterilerinde en aza indirgemeyi amaçlayan Back-Up’ın bu sayıya ulaşması ise pek de zor görünmüyor.

Ayrıntılı bilgi için burayı tıklayabilirsiniz.

Tolgacan Ceylan

Pazarda Bir İlk: LİMONATA

23 Eylül, 2009

uludag-limonata-cam-sisePazarda yer edinebilmek için yeni fikirler geliştirmek gerek. Yeni ürünlerle pazara girmenin riski alınmadan pazar paylarında aşırı artış beklemek yersiz olur. Yenilikçi düşünce burada devreye girer. Daha önce hiç yapılmamış bir ürünü sunarsınız piyasaya, eğer gerçekten başarılı bir üretimse zaten ödülsüz kalmaz. Bunun en büyük örneği 2008 yılında Uludağ İçeceklerinden gelen bir atakla yaşandı. “Göbeği ata ata, Uludağ limonata. Türkiye’de limonata Uludağ limonata.”

Bir zamanlar, tadını tutturmak için uzun uğraşlar gerektiren limonatayı içmek büyük bir zevk verirdi insana. Annemize yalvar yakar yaptırırdık, daha tadına doyamadan çabucak biterdi. Bir de pastanelerde ve börekçilerde , 2 tane yan yana duran aletlerde yapılırdı. Bir tanesinde sapsarı limonata, diğerindeyse kıpkırmızı vişne suyu. Her zaman vişne suyu ağzına kadar dolu olsa da limonatanın yarısı bitmiş olurdu.

Uludağ markası da bunu düşünmüş olsa gerek. Türk tüketicinin geleneksel içeceği olan limonatayla yeni bir giriş yaptı pazara. Doğal gıda ürünlerine olan artış sayesinde beklediği başarıdan fazlasını buldu. Uludağ İçecek Grubunun, 493 deneme sonucu ulaştıkları dayanılmaz lezzet sayesinde pazar payını arttırdığını gören diğer firmalar da hemen işe koyuldular.

Yapılan deneme ile ilgili habere buradan ulaşabilirsiniz.

Neredeyse her gün yeni bir limonata çıktı karşımıza. Hepsi birbirinden farklı; kimi az şekerli, kiminin rengi farklı, kiminin ise kokusu… Şimdi bir markete girdiğimizde raf raf limonatalar, hepsinin de markası farklı. Çoğunluk hangisini tercih ediyor bilinmez ama, Uludağ ne de olsa ilk göz ağrısı.

Duygu Olgaç

Biri Kriz Mi Dedi?

23 Eylül, 2009

“Kriz var yavrucum kriz var! Biraz harcamalarına dikkat etmen lazım.”

“Ah komşum… Gerçekten kriz bizi de vurdu elimiz bir şey almaya gitmiyor.”

“2001 krizi gibi olur mu acaba? Yine de biz alışverişlerimize dikkat edelim.”

digital_imza

Birçok mecrada ekonomistler krizin boyutlarını, krizden çıkış formüllerini tartışadursunlar; insanların zihniyetlerindeki değişmezlik bu tartışmaları aslında gereksiz kılıyor. Tüketim alışkanlıkları kriz söylemleriyle değişen bir toplumda, gelecek ya da var olan krizlerle savaşma yolları bu söylemler yüzünden tıkanıyor. Kriz geliyor söylemleri insanların tüketime olan rağbetlerini düşürürken, aynı zamanda uzun vadede krizin boyutlarına da etki ediyor. Neyse ki 2001’den tecrübeli tüketici bu kez tüketim alışkanlığını bir başka yöne kaydırmayı tercih etti. Mektup, telefon ve internet artık tüketiciler için krizden bir nebze sakınmanın yeni yolları. Herhangi bir alışveriş merkezine gidildiğinde ihtiyaç olandan daha fazla tüketim yapıldığı gerçeği ile hareketle, tüketiciler kriz döneminde evlerinden alışveriş yapmayı daha çok tercih etmeye başladı.

2009 Ocak- Ağustos ayları arasında yapılan araştırmaya göre mektup, telefon ve internet üzerinden yapılan alışveriş, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 16,9 artarak 12 milyar 146 milyon TL` lik işlem hacmi yarattı. Bu dönemde sanal ticaret geçen yıla göre yüzde 5 artarak 5 milyar 397 milyon TL oldu. Sanal mağaza sayısı ise yüzde 12,6`lık artışla 20 bin 153`e yükseldi.

Araştırmaya buradan ulaşabilirsiniz.

sanal alisveris

Yapılan araştırmalar alışveriş merkezleri ve satış noktasında pazarlamayı tercih eden firmalar için aslında hiçte iç açıcı değil. Kendilerine bu şekilde bir savunma mekanizması geliştiren tüketicileri de anlamak zor değil. Hem az zamanda hem de ucuz bir şekilde alınan ürünlere oldukça kısa zamanda erişebiliyor olmak, aslına bakarsanız sadece kriz dönemlerinin değil; aynı zamanda değişen dünyanın tüketim alışkanlığı halini alacağa benziyor.

Ezgi Öztörün

Ve İnsan Markayı Yarattı!

22 Eylül, 2009

iPod

Öyle bir hal aldı ki dünya; herkes birbirine bir şeyleri kabullendirme savaşı içinde sanki. Bu kabullendirme savaşının kapitalist adı ise satış, yani markaların ürünlerini tüketiciye satma uğraşı. Peki, marka diye nitelendirdiğimiz şey nedir? Marka dediğimiz şey üründen veya hizmetten ibaret gibi görünse de aslında görünenin arkasında bir yerlerde gizli saklı bir mabettir. Markayı üreten; o markanın sahibi şirket, kurum ya da kişi değildir. Markayı yaratan bizzat tüketicidir hatta müşteridir. Müşterinin markanın kimliğini oluşturma sürecindeki etkisi tüketiciden daha fazladır çünkü müşteri, tüketicilerin markaya bağlılığını ispatlamış olan kısmıdır. İnsandır, en nihayetinde markanın yaratıcısı. Peki, insan nasıl olur da adı sanı belli olan markanın yaratıcısı durumuna gelir? Aslında çok basit. Sadece bir marka değil, bir düşünce dahi insanlar tarafından kabul edilip benimsenmedikçe gerçekten var olamaz. Gerçekten var olabilmesi içinse markanın, müşterilerinin duygularına seslenmesi gerekir. Müşterinin markayı gerçekten temel ihtiyacı olarak gördüğü andan itibaren marka doğmuş demektir. Marka yaratım sürecinde müşterinin etkisine en güzel örneklerden biri, Apple. Özellikle Apple’ın iPod ürünü marka yaratım sürecinde Apple’a büyük bir katkı sağladı. iPod kullanıcılarının artık iPodsuz bir hayat düşünemez hale gelmeleri bu markanın yaratım sürecinin en etkili basamaklarından biriydi. Peki, Apple bunu nasıl başardı? iPod’un tasarımı kullanıcıyla iPod arasında bir bağ kurulmasını çok rahat şekilde sağlıyor ve dokunmatik düğmesi, kullanıcının iPod’a yeni anlamlar katmasını kolaylaştırıyor. Ürünün kullanıcısıyla duygusal bir bağ kurması, marka yaratım sürecini hızlandıran unsurlardan biri ve Apple,  iPod ile bunu en iyi şekilde başardı. Sadece ürün tasarımları değil, marka iletişim çalışmaları da markanın gerçek kimliğini oluşturmaya katkıda bulunur. Bunu kesinlikle göz ardı edemeyiz. Marka, reklamları ve pazarlama stratejileri ile müşterisinin beklentilerini karşıladığı takdirde marka kimliğini oluşturmak için bir adım atmış olur. Bu süreç sürekli devam eden bir süreçtir. Reklamları ve pazarlama stratejileri ile bir marka her daim markasına yeni anlamlar yükleyebilir ya da var olan marka değerini güçlendirebilir. Yaşadığımız küresel kriz döneminde bunu yapan bir marka var: McDonalds. McDonalds ABD’deki reklamlarında ucuzluk üzerinde durdu ve krizde lüks restaurantlarda yemek yemek istemeyen ama yine de dışarıda yemek yeme alışkanlığından vazgeçemeyenlerin vazgeçilmez adresi oldu. Böylece McDonalds, zaten marka değeri içinde olan ucuzluk kavramını pekiştirdi ve kriz döneminde müşterilerine yenilerini ekledi. Reklamları ile müşterilerinde ve tüketicilerde yarattığı beklentileri karşılayınca da marka olma özelliğinin altını bir kez daha çizmiş oldu.

Merve Akgül

Global Bankaların Bayram Satışları

13 Eylül, 2009

Global büyüklükte faaliyet gösteren çok sayıda firmanın, satış yaptığı pazarların yerel değerlerine bağlı olarak yeni ürünler çıkardığına günlük hayatımızda sıkça rastlamaktayız. Bu noktada FMCG (Hızlı Tüketim Malları) sektörünün bu uygulamanın 80′li yıllardan bu yana Türkiye’deki en başarılı adaptasyon öncüsü olduğunu söyleyebiliriz. Migros’a ya da Carrefour’a gittiğimizde Unilever’e ait Knorr markasının satışa sunulmuş hazır çorba çeşitleri birçoğumuzun adını dahi duymadığı yerelin içindeki yerel kültürleri müşteriyle buluşturuyor. Benzer örnekleri bu sektör için çoğaltmak ve hatta katlamak çok da zor değil. Ancak bayramın yaklaştığı şu günlerde bu örneklemeyi FMCG üzerinden değil bankacılık sektöründen güncel bir trendle geliştirmek istiyorum.

imagesBugünlerde televizyon reklamlarında, haberlerde ve diğer birçok mecrada bankaların bayram kredisi kampanyalarını gözlüyoruz. Ülkemizdeki bayram kültürü analiz edilerek oluşturulan bu bireysel bankacılık ürünü oldukça önemli de talep potansiyeline sahip. İş Bankası’nın sektöre kazandırdığı bir ürün olan bayram kredilerinin ilgi görmesinde ise bazı geleneksel değerler ve avantajlı kredi olanakları rol oynuyor. Detaylı olarak incelersek;

  • Ülkemizde bayram dönemlerinde ve öncesinde tüketim alışkanlıkları günlük düzenden oldukça farklılık gösterir. En basit ekonomik modelle açıklarsak talep yönlü tüketim artar. Y=C+I. Çocuklara harçlık verilmesinden bayram ziyaretlerindeki ikramların çeşitliliğine verilen önem, tüketimin ve harcamaların dönemsel artışını getirir.
  • Bayram kredileri genellikle kısa vadeli ve düşük miktarlarda olduğu için bankaların bu ürüne yönelik  uyguladığı plasman politikası da albeniyi yükseltiyor. Sadece peşin komisyonla faiz işlemeyen kredilerin bile satışa sunulması bu noktada önemli bir destekleyici.

4Türkiye coğrafyasında faaliyet gösteren Türk bankalarının satışa sunduğu bu ürüne HSBC ve Citibank gibi global ölçekli bankalar da ayak uydurmakta geç kalmamış. Yerel bankaların uyguladığı faiz politikasına çok benzer bir sistem uygulayan yabancı bankalar, lokal ürünlerin artık sadece hızlı tüketim sektöründe değil başta bankacılık olmak üzere birçok sektörde satışa sunulduğunu temsil ediyor. Başta bayram kredisi olmak üzere global bankaların da yaşama geçirdiği bireysel kredi fırsatlarının müşteri odaklı bankacılık hizmetlerinin ve dolayısıyla pazarlama hizmetlerinin günümüz bankacılığında ne denli öneminin arttığına işaret ediyor.

Onur Okut

Merhaba

5 Ekim, 2008

Spesifik, biz Boğaziçi Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Kulübü üyelerinin satış, pazarlama, ekonomi, siyaset, ileteşim, finans ve insan kaynakları hakkındaki güncel meseleleri öğrenci gözüyle isletmekulubue284a2-2-copy1değerlendirdikleri bir blog’dur.


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.