This slideshow requires JavaScript.
Spor Ekonomisi, Turizm Ekonomisi gibi makro ekonomilerin yanı sıra Kahve Ekonomisi, Sigara Ekonomisi gibi mikro ekonomiler de günümüz ekonomi konseptleri içinde yerlerini çoktan aldı. Şimdi ise onlara bir yenisi daha eklendi: Fast – Food Ekonomisi…Hiç kuşkusuz geleceğin günümüzü şimdiden etkisi altına almış en güçlü trendlerinden biri “Sağlıklı Yaşam”. Artık food courtlarda ev yemekleri yapan veya sağlıklı salata seçenekleri ile müşterilerinin karşısına çıkan restoranların önü tıklım tıklım dolarken iş çıkışı spora gitmek de çalışanların en büyük lüksleri arasında. Bir el çırpması ile tüm dünya ekonomilerini etkilemeyi başaran büyük ekonomi(!) Amerika Birleşik Devletleri ise bugünlerde ne faizlerdeki baz puanlık düzenlemelerle ne de finansal balonları ile ortalığı karıştırıyor. Şu sıralar ABD hükümeti halkın belki de en büyük sorunu olarak görülen obeziteyi önlemek adına fast – food ürünlerine getirilmesi gündemde olan vergileri tartışıyor. Anlaşılan Türkiye’de “Medium” olarak satışa sunulan Amerikan “Small”larını tüketen vatandaş Newyork’ta metrolara kadar yerleştirelen Dr. Mehmet Öz önerilerini ya dinlemiyor ya da dinlese bile nesilden nesile aktarılmış olan bu tüketim alışkanlığını sağlıklı bir alışkanlığa saptırmak için belki de nesiller sürecek bir süreç gerekiyor.
Tabii ABD bunu tartışırken Türkiye de dahil tüm dünya onlara eşlik etmeye başladı. Tartışmanın ana başlıkları da şöyle belirlendi: 1. Fast – food ürünleri ne kadar elastik? 2. Vergiler tüketicinin alışkanlıklarını ne kadar değiştirebilecek? 3. Verginin yaratacağı psikolojik etki amaca ulaşılmasında ne derece bir ters etki oluşturacak?
- Bu sorunun cevabı hakkında fikir yürütmek için “Kahve Ekonomisi” yazısında da değindiğim ve mikroekonominin temellerini oluşturan arz, talep ve elastiki kavramlarının üzerinden geçmek gerekirse sigara elastik olmayan bir üründür. Dolayısıyla siz fiyatını ne kadar artırırsanız artırın tüketici sigara tüketmekten ürünün elastikisi ölçüsünde çok da fazla vazgeçmeyecek ve koyacağınız tüm vergilere rağmen bu oran ölçüsünde tüketimine belki biraz kısarak devam edecektir. Peki bu fast – food ürünleri için nasıl gerçekleşir? İşte bu noktada belki de bu düzenlemenin yapılabilmesi için dünyanın bir yerinde birkaç ekonomist almış eline bir kağıt kalem fast – food elastikini hesaplıyordur. Fakat gözardı edilmemesi gereken bir nokta var ki o da bu elastikinin sigara gibi tüm dünyada ortamala aynı düzeyde olacak ortak bir elastiki değil; kültürden kültere önemli oranlarda değişecek olduğundan her ülke için belki de ayrı hesaplanması gerekliliğidir.
- Eğer fast – food ürünleri gerçekten elastik olmayan sınıfta yer alıyorsa yani bu sağlıksız yeme alışkanlığı vatandaş için vazgeçilemeyecek seviyeye geldiyse işte o zaman vergi amacından birazcık sapıp sağlıklı yeme alışkanlığı kazandırmak yerine devleti biraz zenginleştirecek. Yalnız belki de bu elastiki etkileyecek ama formüle asla dahil edilmeyen bir nokta var ki o da 3. Sorunun cevabı olarak karşımıza çıkıyor. Fiyatı arttığı için psikolojik olarak bundan etkilenecek ve onun için maddi anlamda daha ulaşılmaz hale gelmiş olan bir hamburger menü için eskisinden daha çok isteyecek olan tüketici. Özellikle çocuklar üzerinde etkisinin daha çok görülmesi tahmin edilen bu etken elastik olmayan bir ürünü daha da elastiklikten uzaklaştıran ve bu şiddeti artıran çok önemli bir faktör.
Uzmanlar bu konularda farklı görüşlerini bildirirken bir kısım bunun bir faydası olmayacağını insanların ne olursa olsun yemek istedikleri şeyleri yiyeceğini, bir kısım kalorili besin tüketimini azaltacağını düşünürken bir başka görüş ise kalorili besinlere vergi koymak yerine sağlıklı besinlerin fiyatında indirime gidilmesi gerekliliğini savunuyor.
Dünyadaki obez populasyonun 2/3′ünü oluşturan ABD diğer ülkelere ne kadar ilham olur veya bu vergiler ne kadar yararlı olur önümüzdeki günlerde çok rahat izleyebileceğiz. Balkan ülkelerinden Romanya Mart ayında “Fast-food Tax” uygulamasına geçti bile…















