Mesajlar Etiketlendi ‘AKP’

Belirsizliklerle Dolu ‘Normalleşme’ Girişimleri

16 Ekim, 2009

Yıllardır ülkedeki sadece bütün düşünürlerin, mürekkep yalayıp yutmuşların değil halkın bizzat kendisinin üzerinde tartıştığı bir soru, çerçeve değişmediği için yani ortak süreçleri ya da sonuçları bir şekilde paylaştıkları için bambaşka soruların içinde yine karşımıza çıkıyor. Avrupa Birliği’ne girelim mi? Tabii ki!… Nasılsa kendi yağımızda kavrulamıyoruz bari AB’ye sırtımızı dayayalım da, geleceğimize dair umutlarımız olsun(!).Ama problem şu ki: Bizi alacaklar mı? Belli değil

Peki AB’ye girme sürecini zaruri bir mesele olarak gören zihniyet, Ermeni ‘açılımı’ na nasıl bakar? Yabancıların istediklerini bir adım daha ileriye götürme konusunda heveslerini her zaman gösteren ve böylece AB’ye, ABD’ye karşı iyi niyetlerini sergileyip bir anlamda AB’ye giden yolu biraz daha kısaltmaya çalışan iktidar, Ermenistan sınırını açma konusunda kararlı gözüküyor. Şüphesiz ki; Türkiye’yle Ermenistan arasında normalleşmeye giden kapıların  açılması hem iki ülke arasında, hem de bölgede gerçek barış ve istikrar adın a müthiş bir geli şme olacaktır. Üstelik iki ülke arasındaki doğrudan müzakerelerin, bize dışarıdan dayatılan ’Soykırım’  saldırısının çözülmesi adına iki kapalı kapının arkasından laf-ı güzaflarla dolu atışmalardan daha rasyonel ve sonuç verici olduğu kesindir. Ancak, acaba bu ‘normalleşme’ de ön şartların gerekliliği konusunda bir konsensüs sağlamak mümkün müdür ve daha da önemlisi her iki taraf için de bu ‘normalleşme’ nin gerçek bir normalleşme olarak dış politikaları kökten değiştirebilecek kadar kudrete sahip olması mı beklenmektedir? Belli değil

Burada endişelenilmesi gereken nokta, Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden Ermenistan sınırını açan Türkiye’nin Azerbaycan’ı yitireceği ,soykırım konusunda Ermeni Diyasporası’nın gelecekte daha olumlu ve yumuşak tavırlar alacağını umut ederek tehlikeli bir sürece adım atacağı ve eğer sınır açılmaz ise de çok büyük baskı ve dayatmalarla karşı karşıya kalacak olmasıdır. Bütün bu ihtimaller dikkatlice değerlendirilmeden hareket edildiği takdirde ise bu barışçıl ve doğru yaklaşımların bizi felakete sürüklemesi kaçınılmazdır. Peki bütün bu kaygıları barıştan korkmak, barışı istememek  gibi algılayan zihniyetler acaba bu açılımın üstesinden başarıyla gelebilecekler mi? Yoksa yapılan sadece göstermelik futbol maçlarıyla: <Bakın, hiçbir sorun çıkmadı herkes destekliyor> imajını bir başarı alameti olarak mı görüyorlar? Kaldı ki halkın perspektifinde her şey onların düşündüğü gibi toz pembe durmuyor.Bursa’daki maçın ardından, vatandaşın yerinde bir sitemi bunu gözler önüne seriyor: ‘’Ermenistan’da maçtayken, Ermeniler korsan Karabağ bayrağı açtılar ,ses çıkmadı.. Burada Azeri bayrağını yasaklatıyorlar..” Aslında FIFA’nın bu bayrak yaptırımı dostluk maçı açısından doğru bulunabilir, fakat halk tarihten aldığı tecrübelerle karşı tarafın samimiyetine güvenmekte zorluk çekiyor ve siyasilerin de bu kafa karışıklığına son vermek adına somut adımlar attıkları söylenemez. Kaldı ki ‘Açılımın’ ne menem bir iş olduğu maalesef hala belli değil ve bunu AB Komisyonu’nun Genişlemeden sorumlu Temsilcisi Olli Rehn’in ‘Bu tür olumlu gelişmelerin somut sonuçlar getireceği kesindir’ gibisinden konuşmalarıyla ya da başka dış kaynaklı açıklamalara dayanarak ‘sorgulamadan’ kamuoyuna kabul ettirmeye çalışmak yararsızdır. Çünkü ortada olan bir nokta var ki, Ermenistan’ın verdiği taviz gibi gösterilen hususların pratikte hiçbir anlamı yok. Önemli olan bizim verdiğimiz tavizler ve bunların neye karşılık verildiği; belli değil…

Ve işte yine çıkmaz bir politikanın eşiğindeyiz. AB üyeliğine giriş mücadelesini muammalıklarıyla ve siyasi entrikalarıyla andıran Ermenistan ile normalleşme çabası bir kısır döngüye girme yolunda hızla ilerlemektedir ve görünen o ki iktidarın izlediği polyannacılık politikası ne bizi kaygılarımızdan arındırmaya yetecek ne de komşularımızla gerçek anlamda huzur içerisinde yaşamamızı sağlayacak…

SATMIŞIM ANASINI, BABAM SAĞOLSUN!

14 Mart, 2009

 

 

Afyonkarahisar’ın ilçelerine ziyaretlerde bulunan Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Başmakçı ilçesinde partisinin seçim bürosunun açılışını yaptı. Bir grup kadının, “İş istiyoruz sayın bakanım” sözlerine karşılık olarak, “Evdeki işler yetmiyor mu?” diye espriyle karşılık veren Eroğlu, “Bakanım para yetmiyor” cevabını aldı.

 evdeki-isler

 

 

 

AKP zihniyetini temsil eden bu cevaba şaşırdım desem yalan olur. Tam da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nden birkaç gün sonra bu sözlerin söylenmesi de acı bir tesadüf olsa gerek. Spesifik bir olay olduğu için sadece kadınlardan söz ediyorum ancak AKP’nin bu bakış açısı sadece kadınlara yönelik değil elbette. Çiftçisine, sesini duyurmak isteyen gencine ya da kendilerini eleştiren bir öğrenciye, kısaca halkına bakış açısını yansıtıyor bu tür yaklaşımlar. Neyse konuyu dallanıp budaklandırmayalım. Kadına seçme ve seçilme hakkını, bugün uygarlığına hayran olduğumuz birçok toplumdan önce vermiş bir millet olarak şu halimiz içler acısı. TBMM’deki kadın milletvekili sayımız hala parmakla sayılabilecek kadar az, kadına şiddet her geçen gün artıyor. Erkeklerin “kadın”lar arasında seçim yaparak sözde eşini aradığı yarışma programlarımız var. 10 yaşındaki “kadın”larından 70 yaşındaki “kadın”larına kadar “dişi” olarak tanımladıkları her canlıya tecavüz etme hakkını kendinde gören sözde “adam”ların sayısı mantık sınırını zorlayacak kadar fazla. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün ama ben daha fazla can sıkmak istemiyorum.

 

kadin_erkek_karsi1Yukarıda bahsettiğim örnekler için AKP’yi suçlamıyorum elbette. Bu örnekler toplumumuzda maalesef her zaman olan ve ne yazık ki bir türlü değiştiremediğimiz kaderimiz. Ancak, unutmamamız gereken şey bu duruma sebep olan şeyin kadınlara bakış açımız olduğu. Yıllar yılı kadınlar birer obje olarak görüldükçe erkeklerin bir kısmı da kendilerini üstün yaratıklar olarak düşünmeye başladılar. Kadın ve erkeğin aynı tür (insan) olduğunu unutan bu bir kısım erkek, insanları hayvanlardan ayıran en büyük özellik olan düşünme yeteneklerini git gide kaybederek hayvansal özellikler gösterir oldu. Sadece beslenme ve üreme gibi doğal ihtiyaçlarını mantıksal ve duygusal olarak değil de hayvansal içgüdüleriyle gidermeye çalışan bu bir kısım erkek ne yazık ki bu durumdan bıkan kadınların tüm erkekler için genelleme yapmalarına neden oldu ve “Erkek Milleti” çıktı ortaya. Bunun ortaya çıkmasının nedeni de başta belirtmiş olduğum bir kısım erkeklerin kadınları küçümseyerek oluşturduğu “Kadın Milleti” kavramıydı. Bu iki kavram kısır bir döngü halinde birbirlerinin değerlerini her geçen gün biraz daha düşürerek günümüze kadar geldi. İnsan olmak ya da ülkemiz için düşündüğümüzde kadın milleti ya da erkek milleti yerine “Türk Milleti” olmak hep ikinci planda kaldı.

 esitlik

 

 

Sonuç olarak yukarıda bahsedilen bakış açısına sahip insanlar her zaman oldu ve maalesef olacak. Asıl sorun bu insanların devlet kademelerinde veya toplumun önemli makamlarında yer alması. Bunu sadece AKP için de söylemiyorum, dün başkaları vardı bugün onlar var. Elbetteki onları tecavüzcülerle veya kadına şiddet uygulayanlarla aynı kefeye koymuyorum. Benim söylemeye çalıştığım, onların belki de çok masum gördüğü bu cümleler, bu bakış açısı toplumda yerleştikçe bir kısım erkeğin sapkınlaşmaya başladığı. Bakın bir erkek işsizlikten vs. yakındığında ona verilen tepki “Ananı da al git burdan.” şeklindeyken kadın işsizlikten şikayet ettiğinde aldığı cevap “Evdeki işler yetmiyor mu?” oluyor. Kadının da erkeğin de çalıştığı günümüz koşullarında (en azından uygar ülkelerde), sizce herhangi bir siyasi, bir erkeğe bu cevabı verir miydi? Bakın cevapların zaten yanlış olduğu, hakaret içerdiği bu konuda bile kadınlar daha mağdur durumda. Ne yazık ki biz millet olarak “ana”ya “bacı”ya sövüyor, iyi birşey olduğunda ise “babam sağolsun” diyoruz. Birine kızınca en masum haliyle “anasını satar”, birini sevince “baba adamsın” deriz. Bu örnekler de böyle sürer gider.

 

Tayyip Erdoğan, Dünya Kadınlar Gününü kutlarken yapılan beyaz eşya yardımlarının aslında kadınlar için olduğunu söylemiş. Anneler gününe denk gelseydi anneler için, babalar gününe denk gelseydi babalar için olurdu muhtemelen ama o konuya hiç girmeyelim ve kadınlar için olduğunu kabul edelim. İşsizlik şikayeti kadınlar tarafından başbakana yapılmış olsaydı alacakları cevap muhtemelen şöyle oluru: “Biz siz rahat edin de evde ayağınızı uzatıp ‘Sabah Sabah Seda Sayan’ izleyin, çocuğunuza bakın diye beyaz eşya, kömür dağıtalım; siz hiç utanmadan, üstüne bir de iş isteyin! Yazıklar olsun! Hadi, kızınızı da alın gidin burdan.” Finali de bir atasözüyle yapardı: “Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin.”

Murat Berke

 

 

Yerel Seçimler Üzerine

8 Mart, 2009

29 Mart Seçimlerine yaklaşırken AKP’nin ülke çapındaki genel oyu üzerindeki yorumlar gittikçe artıyor. Davos yüzünden artar, ekonomik kriz yüzünden düşer vs…

Ekonomist ve Capital yazarı Orhan Karaca yerel seçimlerde AKP’nin alacağı oy üzerine güzel bir tahminde bulunmuş. Ekonomik tahminleri senelerdir hep doğru çıkan Karaca’nın bu politik tahmini acaba doğru çıkar mı?

Yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Atıl Samancıoğlu

ADAMIN BİRİ

23 Şubat, 2009

 

 

 

balikci-bagis

 

 

 

Milliyet Gazetesi’nin haberine göre Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ile Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, AKP’nin Beşiktaş Çarşı’daki seçim irtibat bürosunun açılışına katıldıktan sonra esnaftan kendi adayları Sibel Çarmıklı için destek istemişler. Bu sırada ekonomik krizden yakınan ve işlerin iyi olmadığından bahseden bir balıkçıyı Bağış şu cümlelerle cevaplamış: “Hep birlikte bu süreci atlatacağız. Hatırlarsınız, vaktinde adamın biri bir anayasa kitapçığı fırlatmıştı”. Bunun üzerine balıkçı “O adamın biri değil, cumhurbaşkanıydı.” diyerek yanıt vermiş.

 

Egemen Bağış’ın 10. Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer’den “Adamın biri” diye bahsetmesini yadırgayabilir ve klasik AKPli tavrı olarak niteleyebilirsiniz. Yüzde 47 oyu padişahlık tuğrası sanıp kendilerini Kaf Dağı’nda gören, vatandaşa küfür etmenin halktan biri olmanın göstergesi olduğunu düşünen AKP anlayışı.. Fakat ben bunu çok farklı görüyorum ve Sayın Bağış’a hak veriyorum(!)

 

ahmet-necdet-sezerKurduğumuz cümlelerde her zaman vurgulamak istediğimiz kelimeleri ön plana çıkarırız ve genelde de bu kelimeyi yüklemden önce kullanırız. Bazen de farklı kelimeler, sıfatlar kullanırız insanların özellikle vurgulamak istediğimiz yönleri için. Bence burada da Sayın Bağış, Sayın Sezer’in “Adam Gibi Adam” olmasını vurgulamak istemiş(!). Zira kendi partisinde görmesi pek mümkün olmadığı için Sayın Sezer’i bir kez daha onore etmek istemiş(!). Kaldı ki insanları genelde övgüler yüceltirken zaman zaman hakaretler, iftiralar vs. de yüceltebilir. Bu durumu açıklayan atasözlerimiz de mevcut: “Kedi uzanamadığı ciğere mundar dermiş” ya da “Meyve veren ağacı taşlarlar” gibi. Demek istediğim bu gibi durumlarda önce lafı söyleyene sonra laf söylenene bir bakarsınız, iki tarafı güzelce süzersiniz. Aradaki farkı görünce de ki bu da siyahla beyaz kadar barizdir, laf söyleyene dönüp acıyan gözlerle bakarak “Hadi canım sen de..” der, güler geçersiniz. Bu konu ile ilgili olarak da bize söyleyecek tek şey kalıyor: “İlahi Egemen, sen beni güldürdün Allah da seni güldürsün.. Hadi canım sen de…”

Murat Berke

SAKLAMBAÇ

21 Şubat, 2009

mehmet-sevigen1CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen, hakkında ortaya atılan iddialardan sonra partideki görevlerinden istifa etti. İstifa ederken de bütün iddiaların yalan olduğunu, yapılan yayınların sistematik yayınlar olduğunu söyledi. Biz bu senaryoyu daha önce de görmüştük. Hatırlarsınız AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli de, benzer ya da değil, aleyhindeki iddialardan sonra yine bu iddiaların asılsız olduğunu öne sürerek ve yine sadece partideki bazı görevlerinden istifa etmişti. Bu iki milletvekilimiz haklıdır – haksızdır, ortaya atılan iddialar doğrudur – yanlıştır onlar farklı bir konu. Ancak kendilerine bu kadar güvenen, suçsuz olduklarını öne süren insanlar neden milletvekilliğinden değil de sadece partideki görevlerinden istifa ederler? Ya da dokunulmazlıklarının kaldırılmasını isteyip, mahkemede aklandıktan sonra cümle aleme lekesiz olduklarını neden göstermezler? Böyle bir yol izlemedikleri için ister istemez haklarında bir şüphe oluşuyor zaten. Belki de gerçekten suçsuz olan bu insanlar dokunulmazlık zırhının arkasına sığınmaya devam ettikçe benim gözümde çok daha büyük bir suç işlemekteler.

 

Avrupa’da, Japonya’da veya bunun gibi birçok ülkede Türkiye’dekine oranla çok daha küçük iddialardsaban-disli4a bile istifa eden hatta intihar eden milletvekilleri, başbakanlar görüyoruz. Tamam kimsenin canına kastımız yok, intihar etmenizi istemiyoruz. E yıllardır sizin ne mal olduğunuzu da görüyoruz, bu yüzden dokunulmazlıklarınızdan vazgeçmenizi de beklemiyoruz. Ama en azından sözde istifalarla halkı kandırmaya çalışmayın. “Partideki görevimden istifa edeyim de ne büyük adam olduğumu görsünler. Ben rantımı böyle de yerim zaten. Hem bir süre sonra tekrar bir yere gelirim nasıl olsa” (Tekrar ediyorum belki de suçsuzlar ama bu tavır içinde oldukları müddetçe bu ihtimal bana çok ütopik geliyor).

 saklambac

 

Siz saklandığınız yerde görününce “sayım suyum yok” demeye gönül rahatlığıyla devam edebilirsiniz. O da olmadı bir Ali-Cengiz oyunuyla “kazan-çömlek patlatırsınız”. Türk Halkı bir torba kömür için 4 yıl “ebe” olmaya dünden razı ne de olsa..

 

Murat Berke


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.