Son günlerde bir padişah tartışmasıdır gidiyor.. Dilerseniz önce olayı hatırlayalım.. İstanbul’da Zincirlikuyu – Söğütlüçeşme metrobüs hattının açılışına katılan Başbakan Tayyip Erdoğan bir sürprizle karşılaşmıştı. Davos çıkışı sonrası bazı kesimler tarafından ‘Yeni Osmanlı’nın temsilcisi olarak gösterilen başbakan için bir hayranının açtığı afişte şöyle yazıyordu: “Son Osmanlı Padişahı 1. Recep Tayyip Erdoğan”. Erdoğan’ın kendisini dev aynasında gördüğü ve partisinin aldığı % 47 oyu padişahlık tuğrası zannettiği yönündeki fikrimi daha önce de belirttiğim için bu konuda yorum yapmaya gerek yok sanırım. Asıl gelmek istediğim noktayı belirtmeden önce olayın devamını da kısaca hatırlayalım.

Padişah afişini fırsat bilen muhalefet liderleri Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli bu konuda Erdoğan’a yüklenmeyi denediler ve karşılığını da fazlasıyla aldılar. Erdoğan, Baykal’ı şu sözlerle eleştirdi: “Sayın Baykal, kaç yıldır CHP’nin başında. Bugüne kadar hiç iktidar olabildin mi? Hala niye zorla duruyorsun ya? Orası CHP değil mi? Saltanat mı kurdun CHP’de? CHP’nin padişahı mısın sen? Seni istemeyenleri partiden ihraç ediyorsun. Mahkemeler, mahkemeler, mahkemeler. Gönderiyorsun. Hadi 3 Kasım’da barajından atından geldin. Ama 28 Mart’ta, 22 Temmuz’da, sanal gerginliklerde kaybettin. Yahu nasıl oluyor da hala orada durabiliyorsun?”. Tabi ki Bahçeli için de benzer ifadeler kullandı. Haksız olduğunu söylemek de pek mümkün değil. Tam bir ‘Al birini vur ötekine’ durumu. Baykal’ın da koltuk sevdasını ve kendisine dalkavukluk yapmayanları partide yaşatmadığını biliyoruz. Bahçeli de kısa bir ayrılıktan sonra ilk fırsatta koltuğuna tekrar yapıştı.
Gelelim asıl konuya.. Biz bu liderlerin koltuk sevdalarına, demokrasi anlayışlarına, kendi aralarında yaptıkları ‘Körler sağırlar, birbirini ağırlar’ atışmalarına zaten alışmıştık. Bizim için yeni bir durum değil. Benim anlamakta zorlandığım şey birini övmek, hayranlığını dile getirmek için “padişah” kelimesinin seçilmesi. Nasıl bir toplumuz ki, bize bırakılan en büyük mirası yani cumhuriyeti; 85 yıldır özümseyememişiz, değerini anlayamamışız ve sevgimizi göstermek için “padişah” benzetmesini kullanıyoruz. AKP’ye ve Erdoğan’a günahını bile vermeyecek biri olmama rağmen onları tercih edenlere saygı duyuyorum. Ancak bu “padişah” hayranlığına saygı duymak, anlayış göstermek benim için mümkün değil. Aslında bu afişin Erdoğan karşıtı biri tarafından özellikle asılmış olma olasılığını da düşünmekle birlikte gerçek bir sevgi göstergesi olma ihtimali bile beni fazlasıyla korkutuyor.
Tüm bunları gördükten sonra Erdoğan’ı suçlamak da yersiz gibi geliyor bazen. Kendisine hayran böyle bir çoğunluk, etrafında binlerce dalkavuk.. Bu şartlarda kendisini padişah sanıp ona göre hareket etmeyecek insan sayısı oldukça az.. “Ferman padişahınsa dağlar bizimdir.” diyenlerin halini de gördükten sonra en iyisi sürüye katılmak(!) “Padişahım Çok Yaşa!”
Murat Berke
yol izleyecek?). Eğer bu partiler ve bu liderler Türkiye’de çeşitli siyasi görüşlerin temsilcileriyse benim herhangi bir siyasi görüşüm yok ve apolitik olarak adlandırılmaya da razıyım. Baykal’ın türban açılımı
mı solculuk; ya da merkezde olmak, herkese kucak açmak gerçekten ihtiyacı olanlar alamadığı halde ihtiyacı olmayanlara tonlarca kömür veya, 1 metre karda çok acilmiş gibi beyaz eşya dağıtmak anlamına mı geliyor, Erdoğan’ın yaptığı gibi.. Ya da Mustafa Sarıgül’ün rüzgar nereden eserse oraya dönmesi, bir yandan cümleye besmele ile başlayıp, Allah diye devam ederek dinibütünleri kendine çekmeye çalışırken diğer taraftan yine çeşitli taktiklerle toplumun her kesimine oynaması ve bunları yaparkenki samimiyetsizliği apaçık yüzüne yansımışken gülmeye devam etmesi mi SOLCULUK? (Mustafa Sarıgül’ün Deniz Baykal’dan çok daha iyi olacağını ve eğer Baykal önünü kesmeseydi Erdoğan’ın bugün bu kadar güçlü olamayacağını ve daha iyi şartlarda yaşıyor olacağımızı düşünen biri olarak söylüyorum bunu.) Bu yüzden eski kuşaklara imreniyorum aslında. Sağcı – solcu kavgaları olsun, insanlar birbirlerini öldürsün istediğimden değil ama en azından o insanların savunduğu bir görüş, önlerinde de aynı görüşten örnekler varmış (Tekrar hatırlatayım bu konuda bildiklerim sınırlı, belki de dizilerde filmlerde öyle gördüğüm için bana öyle geliyor ama en azından öyle bir izlenim var bende).

cıyız ne solcu, futbolcuyuz futbolcu.” Çok boş bir laf gibi dursa da ülkemizi en iyi anlatan söz budur bence. Zaten siyasi bir görüşümüz yok, futbolla yatıp futbolla kalkıyoruz ve hatta futbolla uyutuluyoruz. “Bana bir masal anlat baba, içinde tüm sevdiğim futbolcular, içinde futbol olsun!” Erdoğan’ın başta futbol federasyonu olmak üzere bütün federasyonlara kendi adamlarını getirmek istemesi boşuna mı sizce, “Devlet Baba’dan Masallar..” Galatasaray bu sene UEFA Kupası’nı alırsa global kriz Türkiye’yi teğet geçer, Milli Takım İspanya’yı yenerse Türkiye’de işsizlik sorunu kalmaz vs. Neyse uzatmayalım, bunlar boş işler zaten. Biraz da ülke meselelerinden konuşalım. Sahi Galatasaray bu kadroyla UEFA’yı alır mı bu sene? Haa bir de Anadolu’dan şampiyon çıkar mı, ne diyorsunuz?